4 Şubat 2023

İnsan Düşünmekten Neden Kaçar?

Yazar: Hasan SEVİNÇ

Düşünmek, düşünebilmek önemli bir özellik. Hatta insanı insan yapan, diğer yaratılmışlardan ayıran, üstün kılan bir özellik. İnsan düşünmesiyle, aklıyla aslandan üstün olur, hakimiyeti sağlar. Eğer insanın düşünme, sebep-sonuç ilişkisi kurma, icat etme özellikleri olmasaydı muazzam güçlü ve donanımlı aslan karşısında zayıf bir yem olmaktan öte geçemezdi. Ama akleden insan, aslanların popülasyonunu, yerleşim alanlarını dahi kontrol altına aldı. Peki akletmek, düşünmek insan için bu denli üstün bir özellikse neden bir insan bu özelliğini alkol veya uyuşturucu gibi maddelerle saf dışı bırakıp düşünmekten uzaklaşmak ister ki? Neden hayvanlardan üstün kılan aklını uyuşturarak hayvanların seviyesine hatta hayvanlardan da aşağı bir konuma inmek ister ki? Bir tezatlık yok mudur burada? Peki neden alkol satışları dünyanın dört bir tarafında bu kadar yüksek ve revaçta? Nasıl olur da ülkemizde alkol satmayan bakkal bulmakta zorlanırız? Neden hep sahil kenarları, manzaralı mekanlar alkollü tesislerin çoğunlukta olduğu alanlar oluyor?  İnsanlığın düşünmekten kaçmasının sebebi nedir? İstatiksel olarak da cinayetlerin, kazaların, tacizlerin, kavgaların çoğunluğu alkollüyken işlendiği halde nasıl bu kadar normal, hayatın bir parçası olarak algılanıyor bu illet?

El-cevap:

İnsan mana ve madde, ruh ve cesed olmak üzere iki yönden müteşekkildir. Eğer bu iki yönünü dengeli olarak kullanabilirse insan, iki kanatlı kuş misali uçar engin semalara. İyilik eder, başarılı olur, mutlu olur, huzurla dolar, sever, sevilir, örnek olur insanlığa. Ama iki yönden birini ihmal etse tek kanatla sürünür yerlerde. Basarlar üstüne, yem olur gittikçe. Sadece manaya önem verse yaşayamaz, bitap düşer vücudu. Zaman geçtikçe ibadet etmek için dahi kuvvet bulamaz kendinde. Erir günden güne. Ve asıl meseleye, yukarıdaki sorunun cevabı olan kısma gelelim. Eğer sadece maddeye önem verilip ruh ihmal edilirse madden güçlenen insan manen çöker. Dıştan bakarsın sapasağlam bir genç, davranışlarına bakarsın marketten ekmek almaya üşenen bir genç. Bir uyumsuzluk söz konusu olur. Bu hal yaş ilerledikçe içinden çıkılmaz bir hale dönüşür. Dünyalıklarla tatmin olmayan, olamayan ruh feryat etmeye başlar. Günler geçtikçe beraber eğlendiği arkadaşlarının, sevdiklerinin vefatlarına şahit olan insan düşünmeye başlar: “Bu kadar basit miydi? Nereye gittiler? Ben de mi bir gün gideceğim? Ya senelerce biriktirdiğim malım, sevdiklerim… Onlardan da ayrılacak mıyım?..” diye düşünceler içerisinde bulunca kendini çare aramaya başlar. Dünyalıklar içerisinde manayı ihmal ederek, bulamadığı çareyi düşünmeyerek telafi etmeye çalışır. Bir nevi kurtuluşu düşünmemekte bulur. Bu ise mümkün değildir, insan düşünen bir varlıktır, düşünmeden duramaz. İşte burada devreye çeşit çeşit, adları farklı amaçları aynı olan düşünmekten alıkoyucular giriyor. Şimdi daha iyi anladınız mı neden bu kadar revaçta alkol piyasası? Alkolün tanımını yapacak olursak şöyle diyebiliriz: dünyalıklar, düşünceler, fanilik içerisinde boğulan, feryat eden ruhun isteklerine cevap veremeyen insanların kaçarak sığındıkları bir nevi rüya alemidir. İçtikçe o rüya alemine girerler, hayattan, düşüncelerden sıyrılırlar ama sabah uyanınca gerçek hayatla yüzleşirler gün geçtikçe daha da bunalıma girerler dozu arttırırlar, insanlıktan uzaklaşırlar. İşte meselenin özü budur. Tabi herkesin sebebi farklıdır. Hani diyorlar ya “İçiyorsak bir sebebi var.” diye. ‘Derdine çare bulamayanların mekânı’ olsa daha gerçekçi olurdu meyhanelerin adı.

Ey insan düşme bu acınası duruma, uzak dur çıkmaza götüren yollardan. Unutma ki gözünü kapamakla gece olmaz. Haydi kalk, güneş doğalı çok oldu. Vesselam.