Günler Çözüldükçe – Ömer Erdem
Sezai Karakoç, milletimizin yetiştirmiş olduğu en mühim şahsiyetlerden biridir. Yayınladığı dergiler, hazırladığı eserler, yazdığı şiirler ile nesillere mütevazı bir şekilde yol göstermiş, öncülük yapmıştır. Hiçbir vakit meşhur olmak veya kalabalıklara hitap etmek üzere yola çıkmamıştır Karakoç. İnandığı ve yaşadığı “Diriliş” mefkuresi uğruna gözlerden ırak olmayı ve mal mülk peşinde yürüyebilecekken maddi yönden fakir olmayı tercih etmiştir. Bu sebeple, hayatı ve düşünceleri ile nesillerin her daim karşısına çıkacak bir şahsiyettir Karakoç.
Şahsi olarak, Sezai Karakoç ile müşerref olmak nasip olmadı. Ama Karakoç’un her zaman eserleri ile ilgimi çeken, bir gün muhakkak okumam gereken müelliflerden biri olduğunu biliyordum. Okuduğum ilk eseri, Karakoç’un külliyatına giriş yapmak üzere ilk adım mahiyetinde olan “Diriliş Neslinin Amentüsü” eseridir. Lisede iken bir kitap okuma yarışması programı dahilinde okumak icap etmişti ve bendeniz de 16 yaşında iken bu eseri okumuştum. 64 sayfalık bu eser, sayfalarına sığmayan ve müellifinin diğer eserlerini merak etmeye sevk eden bir havası vardı. Maalesef bu eser ile birlikte toplam dört adet eseri haricinde başka bir eserini okuyamadım henüz, inşallah bir gün külliyatını okumak nasip olur. Bunun yanında, Karakoç’un benim nazarımdaki karşılığı, eserlerinden ziyade vefatı olmuştur. Şöyle: 16 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’dan Trabzon’a, memleketime avdet etmek üzere uçağa bindiğim sırada telefonu kapatmadan evvel gelen son bildirimde Sezai Karakoç’un vefat haberini görmüştüm. Yol boyu, henüz tanışmak şerefine nail olamadan, bir başka deyişle dünya gözüyle feyz almak nasip olamadan kaçıncı büyüğümüz terk-i diyar eyledi, diye düşünmüş ve hüzün ile -mecburen- önüme bakmıştım. Artık sadece eserleri ile “Diriliş” mefkuresini tanıyacaktık.
Vefatından sonra, vefatından önce olduğu gibi Sezai Karakoç ve fikriyatı hakkında pek çok eser yazıldı, sempozyumlar yapıldı. Bizim dikkatimizi celbedenler arasında, Hece dergisinin her altı ayda bir yayınladığı özel sayılardan biri olan “Sezai Karakoç Özel Sayısı”dır. Halihazırda kütüphanemizde okunmayı bekliyor kendileri. Bununla birlikte, Turan Karataş hocanın “Doğunun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç” ve “Nizami Yürüyüş: Sezai Karakoç’un İzini Sürmek” adlı eserlerinin yanı sıra Temel Hazıroğlu hocanın “Sezai Karakoç ve Dirilişe Şahitliğim” adlı eserleri de yakın vakitte yayınlanmış ve okurların istifadesine sunulmuş eserlerdir.
Fakat bu yazıyı yazmamıza vesile olan eserin hikayesi bizim nazarımızda biraz daha farklı yerdedir. Bendeniz 2020 yılının Ekim ayından bu yana Cins Dergiyi takip etmekteyim. Hamdolsun, bu derginin zikrettiğimiz tarihten bu yana yayınlanmış bütün sayılarını temin ettim ve yarısından fazlasını okudum. Bu sayılar arasında yanlış hatırlamıyorsam 2023 yılından bu yana Ömer Erdem hoca da düzenli olarak yazı yayınlamakta. Karar gazetesinde yazdığı köşe yazılarından takip ettiğim bu kıymetli yazarımızın “Günler Çözüldükçe” üst başlığı altında Sezai Karakoç hakkında yazdığı yazıları da büyük şevkle ve kaçırmadan okudum elhamdülillah. (Ek bilgi olarak, bu yazı dizisini sonlandırdığında yazmaya başladığı ‘Sanatlı Türkiye Tarihi’ üst başlıklı yazı serisini de aynı şekilde okuduk, okumaya ve istifade etmeye gayret ediyoruz). İşte bu yazımızın vesilesi olan “Günler Çözüldükçe” adlı eseri ile olan ünsiyetim de buradan geliyor. Bu nedenle de eser yayınlandığı gibi temin ettim, hakkında yapılan yorumları ve incelemeleri sessizce takip ettim. Ve okuması bugüne nasip olan bu eserin tahlili ile huzurlarınızdayım.
Eser, 4-6 sayfa aralığında değişen 30 adet yazıdan müteşekkil toplam 160 sayfadan ibarettir. “Günler Çözüldükçe” başlıklı ilk yazı (ön söz sayabiliriz bu yazıyı; eserin neden, nasıl ve hangi usulle yazıldığını izah ediyor) haricindeki diğer yazılarda, ekseriyetle Sezai Karakoç’un üzerine inşa ettiği mefkuresini, şiirini, hayatını kendi tecrübeleri, hatıraları ve birikimi ile ‘günleri çözerek’ anlamaya ve anlatmaya çalışıyor Ömer Erdem hoca. Bu yazıların genel olarak usulü, önce yazıya genel bir giriş yaptıktan sonra varsa o konuya dair hatırasını naklediyor, akabinde varsa Karakoç’un şiirinden veya eserlerinden örnekler vererek tespitlerini temellendirmeye çalışmaktadır. Misal, “Sezai Karakoç’un İstanbul’u” adlı yazıda; önce Ömer Erdem hoca, taşradan geldiği İstanbul’un kendi nazarındaki mânâsını bir paragrafla izah etmiştir. Ardından, şiirlerinden hareketle aslen Diyarbakırlı olan Karakoç’un nazarında İstanbul’un ne mânâ teşkil ettiğini izah etmiştir. Nitekim bu yazı şu şekilde son buluyor: “Hasılı, İstanbul’u duymak ve sevmek için Sezai Karakoç ayrıksı bir imkandır. Ve artık o İstanbul’un mücevherlerinden biridir.”
Mesela bir başka yazı, “Ölmeden Önce Dirilmek” başlığını taşımaktadır. Bu yazıda, ölüm gerçeğinin Karakoç’un şahsında ne anlama geldiğini ve hareketlerinde nasıl vücut bulduğunu cevaplamaya çalışmaktadır. Bunu da şu hatıra üzerinden cevap bulmaya çalışmıştır: Cahit Zarifoğlu ile arası açık olan Karakoç’u, hastalığı ağırlaşan (sonra da vefat eden) Zarifoğlu helalleşmek üzere yattığı hastane odasına -aracılar üzerinden- davet etmiştir. Ama Karakoç, durumla alakadar olsa da bu davete “Kısmet” demekle iktifa etmiştir. Müellif de tam bu noktada şu tespitte sormaktadır: “Sanki, her şey hayatta kalsın istiyordu Sezai Karakoç. Cenaze ölümün en somut haliydi sonuçta ve o, bu görüntüyle irtibatını koparmış, toplumsal ve sosyal boyutundan soymuş, başka bir gerçekliğe dönüştürmüştü.” (s.64). Bu noktada, Diriliş mefkuresi çerçevesinde bütün mefhumları inandığı fikriyat dahilinde yeniden tanımlayan Karakoç, “düşünce ve sanatta ölümün hazır duygusunu kullanmayarak onu yeniden tanıtmıştır.”(s.65). Son olarak, müellif bu yazıyı şu soru ile hitama erdirmiştir: “Ölümün cenaze vesilesiyle özünün boşaltıldığını mı seziyordu acaba? Şeklin uzayında yitmeye meyilli değildi sanki.” Bu iki misal, yazıların usulünü izah etmekte yeterlidir diye düşünüyorum.
Yazılara umumi olarak baktığımızda, Ömer Erdem’in bu eser dahilinde Karakoç’un özellikle şiirleri üzerine eğildiğini görmekteyiz. “Yağmur biter ses bitmez çatıda” adlı yazıda, Yüce Diriliş Partisinin kuruluş sürecini anlatırken bir yandan (2022’de yayınlanan) “Hatıralar”ına atıf yaparken bir yandan da (1967’de yayınlanan) “Ova” şiirini yazıya taşımaktadır. Şu dizelerden hareketle, Yüce Diriliş Partisinin kuruluşunu Karakoç’un şiirleriyle ilişkilendirmektedir: “Bir kentte ve başka kentlere / Bize uygun ev yoktur / Kutlu evlere uymayız bizde”. Bir başka deyişle, Karakoç’un yaşadığı onca hadise ve içinde bulunduğu maddi imkansızlıklara rağmen hangi saikle “Diriliş” mefkuresinin temsil edileceği bir parti kurma gayretine girdiğini şiirlerinde aramaktadır ve bulmaktadır da. Bu da biz okurlara, Karakoç’un hem eserleri hem şiirleri ile tutarlı ve davasına sadık bir şahsiyet olduğunu göstermektedir.
Şiirlerin yanı sıra, eserde -salt bir hatıra eseri olmadığını ön sözünde izah etse de- çok kıymetli hatıralar vardır. Bu hatıraları kıymetli kılan ise, mevzubahislerinin sadece Karakoç ve Erdem dahlinde olanlardan ibaret olmasıdır. Bir başka deyişle, Erdem nazarında “geçmiş günlerinin en vazgeçilmez ve etkili şahsiyeti” olan Karakoç ile yaşadığı üstad-talebe ilişkisinin mahrem ve samimi dolaylarına giriyor olmamız, bu anekdotları okur için kıymetli kılmaktadır. “Merhamet Olarak Sınanmak…” adlı yazıya bir göz atalım: Ömer Erdem, yanında büyük heyecan ve iştiyak ile yanına durduğu ve Karakoç’un çalışmalarına yardımcı olduğu günlerden birinde, Karakoç, elindeki son parası ile -ki bu Erdem ve Karakoç’un bürodaki ve ceplerindeki bütün bozuklukların zor bela toplanması ile ortaya çıkmış paradır- “iki köfte ekmek, ayran ve irmik helvası” almak üzere Erdem’i dışarıya yollar. Erdem siparişleri alıp geldikten sonra tam yemeğe başladıktan sonra Karakoç bir anda huzursuzlanır, ‘büyük bir hata yaptık’ der. Erdem hoca da tabii ki bir hata yapmaktan, eksik malzeme getirmekten ve Karakoç’a karşı kusur işlemekten imtina ettiği için endişelenir. Hatanın ne olduğunu sorduğunda ise Karakoç, “kuşlara ekmek almayı unuttuk” der. Ve Erdem bey bir koşu büfeden somun ekmek alıp geldikten ve kuşlar için pencerenin önüne ufaladıktan sonra Karakoç, “oturup şimdi köfteleri yiyebiliriz” der. Ve Erdem, Karakoç’un şiirlerinde şu satırlarla onun nazarında “Merhamet” mefhumunu arar: “Kaç aç varsa hepsi ben”. (Çatı şiiri)
Misalleri arttırabiliriz, anekdotları buraya nakledebiliriz veya Ömer Erdem’in tahlil ettiği şiirlerini burada sıralayabiliriz. Ama bu eserin kısaca bizim nazarımızda bıraktığı intibayı sizlere aktarıp yazıyı hitama erdirelim inşallah. Bu eseri, bir uçak seyahati sırasında yol arkadaşı olarak okumak üzere elime almıştım. Bu yazıyı yazarken fark ettim ki, bir uçak seyahati sırasında vefat haberini aldığım Karakoç’un ardından onun hakkında okuduğum ilk eser yine bir uçak seyahat sırasında karşıma çıktı. Tevafukun böylesi. Esere dönersek, Karakoç hakkında şu vakte kadar medyatik ve popüler kültüre mal olmuş “Mona Roza” şiiri, Cemal Süreya ile olan münasebeti gibi Karakoç’un kendisine değil, reklam olmaya uygun yönleri çıkmıştı. Elbette ki kıymetli hocalarımızın Karakoç hakkında çalışmaları yayınlandı, yazımızın başında zikretmiştik. Fakat böyle bir biyografi tadında bir eser ile, bir başka deyişle, müellifinin kendi hatıralarının dolaylarında “Sezai Karakoç” hakkında çıktığı bir seyahatte elde ettiği neticeleri kâğıda nakşettiği bir eser ile hemhâl olmak, oldukça güzel bir tecrübe oldu. Popüler kültürde tüketilen eserlerinden ziyade Sezai Karakoç’u ve fikriyatını daha iyi tanımamızı sağlayacak şiirlere/yazılara/hatıralara temas etmesi de eseri başarılı kılan bir başka tarafı. Ayrıca Ömer Erdem’in yukarıda zikrettiğimiz gibi geçmişinin vazgeçilmez şahsiyeti olarak ifade ettiği bu hoca-talebe ilişkisinin eserin üslubuna sirayeti de eserin güzel yönlerinden biri.
Hasılıkelam, bendeniz Merhûm Sezai Karakoç hakkında pek malumat sahibi bir okur değilim. Bu sebeple, onu yakinen tanıyan şahsiyetlerden feyz almadan Karakoç hakkında bir görüş serdetmem, iddia sahibi olmam pek de yerinde olmaz. İşte bu eser, Karakoç’un yanında gençliğini geçirmiş bir müelliften Üstadı tanıma imkanı sunuyor, “Diriliş” mefkûresini hatırâlarla ve şiir tahlilleriyle yorumlama imkânı sunuyor.
İlgilisine ve meraklısına hürmetle tavsiye olunur.
Muhabbetle.

Doğma büyüme Trabzonlu. İstanbul sevdalısı. Hâlihazırda İbn Haldun Üniversitesi Hukuk öğrencisi. Anadolu Mektebi talebesi. Yaşı 21. Kendini “Edebiyatperver bir Hukukçu” olarak takdim etmeyi sever. Çeşitli STK’larda vazife almış ve almaya devam etmekte. Gezmeyi çok sever. Bir derdi var, derdini “Son Yolcu” mahlasıyla ifadeye çalışmakta. Şiirler, hikayeler gibi edebi türlerde kalem oynatmakta, kendince yazmakta. Okumayı, kitaplarla haşır neşir olmayı çok sever, kendi çapında kütüphane kurmaya çalışmakta. Kendi çapında hayalleri var, hayalleri için uğraşmakta.
