Anne Yarısı
Dünya hayatındaki misafirliğin bitti. Tüm acılar, dertler, mutluluk dolu anlar hangi hissiyatsa artık o gece son buldu. Zilhicce’nin ilk gecesi… O’nun üzerine yemin ettiği o on gecenin ilk günüymüş son nefesin. İnsan her ne kadar ölümün hakikat olduğunu ve hepimizin yine tayin edilen anda bu hakikati yaşayacağını bilse de bu kadar yakından birinin ahirete göçmesiyle uyanıyormuş uykudan. Öyleydi. İnsanlar uykudaydı. Ölünce uyanırdı. Uyandın… Bu uyanıklıktan bize de pay düştü. Ensemizde olabileceğini hissettik ağızların tadını kesen ölümün. Bir de La ilahe illallah’ı söyleyebilmenin ne kadar kıymetli olduğunu anladık. Nasıl yaşarsan öyle ölüyormuşsun gerçeğini anladık… Diriye dahi telaffuz açısından zor olabilecek bir zikirdi. Ağzından çıkan son zikir: “La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim” Şimdi bitti sahiden değil mi? Yaşadığın iyi kötü her şey bitti. Öyle ya bazı güzelliklerin başlaması için yine bazı şeylerin bitmesi gerekiyordu.
Teyzem, anne yarım sana aldığım bardak öylece sakladığım dolapta kaldı. Ramazan Bayramı’nda göremedim seni. Ne de olsa Kurban Bayramı’nda geldiğimde veririm deyip anneannemlerin dolabına saklamıştım bardağını. Öyle olmadı. Ölümün hiç beklemediğimiz bir anda aramıza gireceğini hangimiz tahmin edebilirdik? Şimdi seninle son konuşmamıza gitti aklım. Tevafuk ki çok sık Firdevs cennetinden bahsederdik. O konuşmamızda da Firdevs’ten bahsetmiştik. Sen de “Firdevs kim, biz kim…” minvalinde bir ifade kullanmıştın. Bunun üzerine Allah’ın engin merhametini ve bunun Allah için zor olmadığını söylemiştim sana. Hatta bu şekilde düşünmenin Rabbimiz’e karşı hüsnüzanımızı arttıracağını eklemiştim ardına. Öyleydi. Erhamürrahimin olan Allah kulunun zannı üzereydi. Kul nasıl tanıyorsa yaradanını öyle muamele görecekti. Kısa bir sessizlik oldu telefonda. Ben söylediklerimin tefekküründeyken sen de duyduklarının tefekküründeydin muhtemelen. Doğru söylüyorsun deyiverdin sonrasında. Bu iki kelimelik cümlenin söylenme biçiminden hissettim kesinlikle ilk konuştuğumuz andaki gibi hissetmediğini. Ümit dolu bir söyleyişti bu. Bu ümit aramızdaki kilometrelerce mesafeye rağmen bana da bulaştı. İyi ki de bulaştı… Telefonu kapatacakken genellikle ne yaptıysam onu yaptım. Dua istedim senden. Normalde bana salihlerin duası üzerine olsun derdin. O gün öyle söylemedin. Allah seni sevsin dedin yürekten gelen bir nidayla. Manidar bir gülümseme belirdi dudaklarımda. O günlerde üzerine kafa yorduğum mevzuuyu biliyor gibi bu duayı yapman da tevafuktu. Teyzem sen gittin. Ardında hayatlarına dokunduğun Kur’an kursu talebelerin, annen, evlatların, torunların, kardeşlerin, yeğenlerin kaldı. Rabbim’den niyazım odur ki; Ahiret yurdumuzda kavuştuğumuz zaman sıkıca sarıldıktan sonra dünya hayatındaki son muhabbetimizi hatırlatalım birbirimize. Rabbim kulunun zannı üzereymiş değil mi diyeyim sana. Anne yarım, Firdevs’te buluşmak ümidiyle. Amin. Vesselam.
Bu yazıyı okuyanlar teyzem için Fatiha- i Şerif okursa çok sevinirim.

Allah rahmeti ile muamele etsin inşallah cennet te buluşmak dileğiyle canım ablam canımın içi ablam mekanı nur olsun inşallah