6 Şubat’a Özel: Cihân Hep Sen imişsin
Düzenli periyotlarla yazısını yayımlayan bir yazar değilim ancak bu yazıya başlamanın, devam etmenin ve noktalamanın benim için ne denli zor olduğunu nasıl ifade edebilirim bilmiyorum… 6 Şubat’ta Hatay Antakya’da bulunan birisi olarak şu anda ekran başında, klavyeye dokunarak duygularımı, düşüncelerimi dile getirme lüksünün dahi yer yer utanç verişiyle; “Yaşamayı bileydim, yazar mıydım hiç?”in zihnimdeki yankısıyla yazıyor ve yaşadığımız bu felaketi etkileşim aracına dönüştürmenin, o bölgede yağma yapmaktan hiçbir farkı olmadığının bilinciyle, bizim gibi depremden etkilenen milyonlarca vatandaşımızın rahatsız olduğu durumları dile getirmek, gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.
Dakikalar süren sarsıntılar, adeta kullanılamaz hale gelen evlerimizden kaçmaya çalışmak, on dakikanın ardından şiddetle tekrar sarsılmak, çığlıklar, enkaz altında kalanlar, yol kenarlarında yardım bekleyenler, büyük korkularla saatlerce ulaşamadığımız yakınlarımız, artçılar, yağmurun süzülmeye devam etmesi ve saatler sonra aynı depremi tekrar yaşamak… Hiç bitmeyecek gibiydi. Herkes aynı kefede ve herkesin acısı, umudu aynı. Ve tümü bir yana; vefat edenlerimizin, bize ait olduğunu sandığımız ne varsa saniyeler içinde hepsini kaybedişimizin bize hatırlattığı gerçekler.
Bu gerçekler yapılması gereken ne varsa oraya uzandırdı nice elleri. Yardımda koşturdu. Dayanışma adı altında tepeden aşağı inenleri de gösterdi elbette. İlk anın safi yoğunluğu yerini yavaş yavaş “kurtarıcılar” ile “kurtarılmayı bekleyenler”e, “yardıma ihtiyacı olanlar”a bırakınca herkesin birbirine eşit mesafede ulaşılabilir kalmayışının hüznünü gördüm kimi yüzlerde. Evladı enkaz altında kalan bir babaya kamera karşısında “Büyüyünce ne olmak isterdi?” diye soranlara, depremzede ailelerin ve çocukların özel hayatını ihlal ederek haber yapanlara, deprem sonrası yapılan anketlerin neler söylediğini tartışanlara, yardımını kayıt altına alanlara, gönüllülük adıyla sahaya giderek elinde çayı, kahvesi karşısında yıkım manzarasıyla fotoğraf paylaşanlara, deprem demogojisiyle duygu sömürünlere de şahit oldum. Biliyorum, herkesin haklı çıkmak için sarf ettiği sözleri var. Kurumlar arası kıyasların, yapılan yardımlar üzerinden onur kırıcı ifadelerin, siyasi görüşün ve ırkın yaralar çok tazeyken gündeme getirilişinin… Hepsinin açıklaması var ama hiçbiri bizim için önem arz etmiyor.
Çirkin örnekleri sıralayarak insanların acısından, şovdan ve propagandadan beslenen kirli elleri dikkate aldığımızı belirtmek de değil niyetim. Bilakis, yüce gönüllüğüyle necip milletimizin, cansiparane çalışan o nice güzellerin yanında aşikâr kılındığı. Elbette bu konuları konuşmak için müsait zamanın gelmesini bekliyoruz ancak biz yaralarımızı saran bu güzel manzaranın izini sürmeye ayrımcılığa düşmeden devam edeceğiz. Etmeliyiz.
Üç Frenk Havası’nda, “Bize ne başkasının ölümünden demeyiz / çünkü başka insanların ölümü / en gizli mesleğidir hepimizin / başka ölümler çeker bizi / ve bazen başkaları / ölümü çeker bizim için…” diyor İsmet Özel. İzimizi sürmeye devam ederken de hayata dönüşün mahremiyetini daima diri tutacak; ailesini, eşini, çocuklarını, evini, her şeyini kaybeden insanların artık bir normali olmadığını unutmayacağız. Zaten yaşamak bizim için yara almaktı. Yaralandık, yaralarımızı birlikte saracağız. Psikososyal, maddi, manevi desteklerle düşen taşları kaldıracağız.
Benim için başlamanın ayrı, devam etmenin ve noktalamanın ayrı zor olduğu yazımda artık sözü asıl hakikati konuşan bu sürece teslim etmek istiyorum. Yaşadıklarımın, şahit olduklarımın omuzlarıma yüklediği sorumluluklar kalemimden dökülürken; emanet bedenime bu sorumluluğu yükleyen o yüce, kutlu hisse:
“Ben daha önce bilmiyordum, meğer gizli âşikâr, görünen görünmeyen her ne varsa Sen’den imiş, Sen’den zuhurun imiş, yani Sen imişsin; ruhlarda bedenlerde, âfâkta enfüste, içte dışta… Saklı olan hep sen imişsin.
Bu dünya içinde senin varlığına delil ve emmâre arayıp dururken en sonda şunu anladım: Tüm kâinât Sen’in kudretinin eseri olmak, her zerrenin varlığı, Sen’in delâlet etmek dolayısıyla ve her şey varlığını Sen’den almak haysiyetiyle, cihân hep Sen imişsin.”
…
Geç kalınan hayatlarımız, yitirilen umutlarımız oldu. Tüm samimiyetimle isterdim ki bu günleri küçük hasarlarla, küçük kayıplarla atlatalım… Vefat edenlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar ve sınır ötemiz Suriye’deki kardeşlerimize de kolaylıklar diliyorum. Asrın felaketi olarak nitelendirdiğimiz depremin ardından olağan yaşama dönüşü kolaylaştırmak için tüm gayretiyle sahada bulunan devlet kurumlarımıza, halkımıza, derneklerimize ve sivil toplum kuruluşlarımıza üstün çabalarından ötürü teşekkür ederiz.
28.02.2023
Antakya

Genç Yazar Baş Editörü

Esracığım çok geçmiş olsun, sözlerine ve hislerine yürekten katılıyorum. Efendimizin, bir ağacın gölgesinde gölgelenmek gibidir dediği bu dünya hayatımızda öncelikle sizler ve sonra hepimiz ağır bir imtihandan geçiyoruz. Bizlere şimdi felaket gibi görünen bu Hadise hepimiz için rahmet bereket ve güçlü bir imana dönüşür inşallah.. Rabbim vefat edenlerimize rahmet hastalarımıza şifa geride kalanlarımıza sabır ve hepimize önce iman kuvveti sonra… Okumaya devam et »
Çok teşekkür ederim Nuray ablacığım, çokça amin…
Ben… O gece orada olduğunuzu bilmiyordum. Aklıma geldi, ara ara sayfamıza girip bildirimlere baktım ama galşba basiretim bağlandığı için mesaj atmak akloöa gelmemiş, özür dilerim… Hakkınızı helal edin. Bundam sonra yaralarımızı birlikte saracağız inşallah. Rabiim gönlünüze inşirah versin, anınızı kolaylaştırsın, Allah herkesin yardımcısı olsun. Acılarınızın tez vakitte hafiflemesi duasıyla. Sizi seviyorum, Allah’a emanet olun.
Estağfurullah Eylül Ayşe, var ise helal olsun elbette. Güzel dualarına çokça amin diyor ve ben de seni Allah’a emanet ediyorum. Kendine çok dikkat et lütfen.