Ramazana Dair
Çocukken ramazan aylarında değişik duygular, düşünceler içerisine girerdim. İnsanların, büyüklerin ramazan ayı geldiğinde sevindiklerine, giderken de üzüldüklerine şahit olur, şaşırırdım. Bir insan neden ramazan ayı geldi diye sevinir ki? İstediğin zaman yemek yiyemiyorsun, akşam yemekten sonra camiye gidip uzun uzun namaz kılıyorsun, gece yarısı uykunu bölüp sahura kalkıyorsun, televizyonlarda hep hocalar dinleniyor, arkadaşlarınla top oynayınca su içemiyorsun, güneşin sıcaklığında hararet yapıyorsun (Gerçi bunun çaresini bulmuştuk. İftara 1 saat kala buluşup, köyde çimenlerde top oynuyorduk. Maç bitince de iftar vakti gelmiş oluyordu. Şadırvana koşup buz gibi suyu kana kana içiyorduk, yemek yemeye yer kalmıyordu midede.). Ve o zamanlar imanın hissiyatını ve lezzetini bilmediğim için insanların böyle bir ayda neden sevindiklerini anlayamazdım. Zaman geçip bilinçlenmeye başlayınca anladım ki dünyalıklar, günahlar içerisinde boğulan insanlığa adeta bir nefestir, umuttur; ruhen insanı ferahlatan, huzura erdiren bir aydır ramazan. Ve böyle bir ayın gelmesini dört gözle bekleyenlerin, gelince sevinenlerin, giderken üzülenlerin hissiyatlarının ne kadar da yerinde olduğuna şahitlik ettim. 18 yaşındayken vardım bu bilince, hissiyata. Aşık olunca insanın içi kıpır kıpır olur mu bilmem ama ramazan ayı gelince oluyor. Güzel, tatlı anılar biriktirdim ramazan aylarında. ramazan ayına dair bir çok güzelliğin, hikmetin de farkına vardım. Mesela ramazan gecelerinde camilerin doluluk oranıyla ramazan sonrası bariz bir fark var. Düşününce garip geliyor. ramazanda 33 rekat kılınıyor. Hatta bazı camilerde hatimle kılınıyor, bir buçuk saat sürüyor ama camiler doluyor, dışarı hasırlar seriliyor. ramazan ayından sonra 13 rekat kılınıyor, 25 dakika sürüyor ama camiler bir iki saf doluyor. Bu durum ancak ramazanın bereketiyle izah edilebilir. Bir de bu durum, ramazanda şeytanların bağlanması ile ilgili hadisi aklıma getiriyor. Gerçekten de ramazandan sonra ibadetleri yerine getirmek ramazandaki gibi hafif olmuyor. Göremediğimiz düşmanlar yani şeytanlar türlü hilelerle bizleri ibadetten alıkoymak için uğraşıyor.
Ramazan ayıyla ilgili diğer farkına vardığım hikmet ise oruç tutulan zamanların ve sürelerin değişimi. Bildiğiniz üzere İslam’da hicri takvime göre ibadet günleri belirlenir. Hicri takvimde yani ay esas alınarak oluşturulmuş takvimde yılda 355 gün var. Miladi takvimde ise 365 gün. Hicri takvimin esas alınmasında öyle hikmetler var ki… Mesela miladi takvim esas alınsaydı, her yılın aynı zamanında oruç tutacaktık, sabit olacaktı. Ya yaza denk gelecekti, hep sıcakta 17 saat tutacaktık veya kışa denk gelecekti, hep 11 saat yılın hep aynı ayında oruç tutacaktık. Bir süre sonra insandaki alışma özelliğinden dolayı bir alışkanlık haline gelip ramazan ayının değeri bir nevi azalacaktı. Ama hicri takvim esas alındığı için muazzam bir şekilde yılın her günü oruç tutmuş oluyoruz. Mesela benim çocukluğumda ramazan ayı Ağustos’a denk geliyordu, yazın oruç tutuluyordu. Bu sene ise Mart-Nisan aylarına denk geliyor. Matematiksel olarak izahını yaparsak 365-355=10. Yani her yıl hicri yıl miladi takvime göre 10 gün önce bir yılı tamamlar ve yeni yıla başlandığında miladi yıla göre 10 gün öne gelmiş olur. 365/10=36,5. Yani oruç tutmaya ortalama 14-15 yaşında başlanırsa 51 yaşına gelen biri yılın her günü oruç tutmuş olur; muazzam bir şey. Her 36 yılda bir başa dönüyor. Yani biri doğduğunda ramazan Ocak ayına denk geliyorsa, tekrar Ocak ayına denk geldiğinde doğan kişi 36 yaşında olur. Onun için her gelen ramazan ayının kıymetini bilelim. Geçen ramazana kavuşup da bu ramazan aramızda olmayan nice insan var. Bilemeyiz, belki de bu ramazan bizim son ramazanımız. Zamanla ilgili diğer bir husus da orucun ay esas alınarak vakitleri belirleniyor ama namazın güneş esas alınarak vakitleri belirleniyor olması. İnsan azıcık düşünse Allah’ın varlığının delilleri her yerde karşımıza çıkıyor. Kainatta her alanda muazzam, hayret edilecek ölçüler var. Güneş doğudan doğmaya başlıyor ve doğudaki illerde sabah namazı vakti giriyor. Namazlarını kıldıklarında ise bu sefer batı tarafına doğru diğer illerde sabah namazı vakti giriyor. Onlar kıldıklarında ise 1-2 dakika arayla batıya doğru diğer illerde sabah namazı vakti giriyor ve bu şekilde devam ediyor. Mesela Iğdır’da şu an için 04:36’da sabah namazı vakti giriyor, Çanakkale’de ise 05:46. Yani sadece Türkiye için dahi sabah namazı vaktinde bir saat boyunca ezan sesi kesilmiyor; bir ilde bitiyor diğer ilde başlıyor ve namaz kılınıyor. Dünya çapında düşünüldüğünde ise Türkiye’de gündüzken Amerika’da gece oluyor. Türkiye’de sabah namazı kılınırken aynı zamanda Amerika’da akşam namazı kılınıyor. Bir de teheccüd gibi nafile namazlar var. Yani dünya üzerinde her an kesintisiz namaz kılınıyor. Dünya üzerinde namaz kılınmayan tek bir saniye dahi yok, Subhanallah. Bu kesintisiz namaz zincirinin bir parçası olmak, 5 vakit namaz kılmak ne büyük bir nimet. Hem madden hem manen sayısız güzellikler, hikmetler içeriyor. Evet, en son ramazan ayından bahsediyorduk. Ama bu ayı tam olarak anlatmaya ne benim hissiyatım yeter, ne kelimeler yeter, ne tecrübem yeter, ne ilmim yeter. Ramazan ayıyla ilgili bir kitap var okuduğum ve tavsiye ettiğim “30 Günde Manevi Devrim” adında. Gerçekten de manevi bir devrim zamanı, değişim zamanı, dönüşüm zamanı, uyanma zamanı, doğrulma zamanı, durulma zamanı, öze- fıtrata dönme zamanı… Kısacası Ramazan ayı …………………… zamanı. Boşluğa yazacak o kadar çok güzellik var ki karar veremedim:)
Allah ramazan ayını hakkıyla yaşayabilmeyi nasip eylesin.
Öyle bir yaşayalım ki zekat verecek insan kalmasın.
Öyle bir yaşayalım ki üzüntüden ağlayan tek bir yetim kalmasın.
Öyle bir yaşayalım ki evine yemek girmeyen tek bir aile kalmasın.
Öyle bir yaşayalım ki camilerde tek bir saf boş kalmasın.
Öyle bir yaşayalım ki sahur vakti ışığı yanmayan tek bir ev kalmasın.
Öyle bir yaşayalım ki tek bir mazlum kanı akmasın, haksızlığa uğrayan kalmasın.
Öyle bir yaşayalım ki yeryüzünde umutsuzluk kalmasın.
Öyle bir yaşayalım ki giderilmedik küskünlük kalmasın.
Öyle bir yaşayalım ki affedilmedik günahımız kalmasın.
Öyle bir yaşayalım ki…

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi- Matematik Öğretmenliği bölümü mezunu
Bildiklerinin öğretmeni, bilmediklerinin öğrencisi olan; duygularını, düşüncelerini, hissiyatlarını yazıya dökmeyi seven ve faydalı olmayı arzulayan; mazlumun yanında zalimin karşısında duran; maneviyatı maddiyattan üstün tutan; kalıcı olan ahireti geçici olan dünyaya tercih eden; gülümsemeyi ve gülümsetmeyi seven; kırmaktansa kırılmayı, üzmektense üzülmeyi tercih eden; ormanın ve denizin derinliklerinde dolaşıp tefekkür etmeyi seven; güneş doğmadan önce güne başlayan; önce kendini düzeltmeye çalışan; hayalleri ve umudu büyük olan; en büyük hedefi Allah’ın rızasını kazanmak olan ve insanlardan bir karşılık beklemeyen; hakkın ikamesi, batılın izalesi için çalışan bir genç.
