9 Haziran 2023

Issız Meczup

Yazar: Fatıma Nur ÖZBAY

Hastanenin bahçesi o gün diğer günlere nazaran daha kalabalık, bi o kadar da gürültüye ev sahipliği yapmaktaydı. Genç adam bahçenin çitlerine en yakın bankta oturmuş adeta ben buraya ait değilim edasıyla etrafı inceliyordu. Ajans tarafından buraya gönderilmişti. İşini bitirip bir an önce gitmek istediği her halinden belliydi. Yapılacak röportajlar için farklılığımız olsun alışılagelmişin dışına çıkalım diyen her ne kadar kendisi olsa da bu kadarını tahmin etmemişti. “Bu delilerin arasına düşeceğimi bilsem farklılık falan demezdim” diye düşündü.

– Ah Neva, yaktın beni! Alacağın olsun.
Neva ile aynı ajansta çalışıyordu. O ay çıkacak olan derginin yeni sayısında kiminle röportaj yapılacağı tartışılıyordu. Genç adam her zamanki gibi farklı olalım, farkındalığımız konuşulsun diye ortaya laf atıp köşesine çekilmişti. Gencin bu fikri üzerine Neva heyecanla lafa atlayıp “Neden akıl sağlığını yitirmiş insanların düşüncelerini basmıyoruz?” diye sordu.
Müdür Fatih anlamaz bakışlarıyla Neva’ya bakıp,

– O nasıl olacak Neva, adı üstünde deli onlar, düşünceleri olsa dört duvar arasında olmazlardı değil mi?
dedi.

– Hayır Fatih bey onların da düşünceleri var. Bize düşünceleri aykırı olduğu için oradalar. Demek istediğim de buydu. Dergimizin amacı da insanları alışılagelmişin dışına çıkarıp, düşünce zenginliği katmak değil miydi? İşte bize fırsat. Bundan seneler önce bir psikoloğun yazmış olduğu bir kitapta şu paragrafa denk gelmiştim;

“Ya deliler akıllıysa?”

Onların bize verecekleri röportaj belki de hiç düşünmediğimiz şeyleri düşünmemize yarayacak. Bizim amacımız düşünce farklılığı. Akli dengeleri yerinde olan bir çok profesörle ezbere bilinen doğruları konuşup bunları mı basacağız? O deli diye damgaladığımız insanların da zamanında meslekleri hayalleri vardı. Onların ağzından çıkacak olan bir cümle belki de bir çok insanın hayatına dokunacak. Lütfen izin verin, diyerek sözlerini bitirdi.

Fatih Neva’nın yaklaşımını beğenmişti, denemeye değer diye düşündü. Gözü odanın en uzak köşesinde birkaç cümle ortaya konuştuktan sonra, sol kolunu masaya yaymış sağ elini başına yaslamış derin bir uyku içerisinde olan oğluna kaydı.

– Hey genç, Neva’nın fikrine ne diyorsun? Fikrini alabilir miyiz oğlum?

Genç adam gözlerini yuvarlak masada oturan ondan cevap bekleyen insanlarda gezdirdi. En son Neva’da durdu. Sahi yine hangi uçuk fikrini ortaya koymuştu bu kız. Oğlundan bir cevap alamayacağını anlayan Fatih bey gencin itiraz etmesine bile fırsat vermeden otoriter bir sesle;

– Neva’nın fikrini sen araştırıp bulacaksın ve bu işi sen yapacaksın. Sana iki gün süre, git ve bana kayda değer bir röportaj getir.

Ardından Neva’ya dönüp sadece bir kereliğine mahsus olmak üzere denemek için kabul ettiğini söyledikten sonra “Toplantı bitmiştir!” arkadaşlar deyip odadan çıktı.
Genç adam çok sinirliydi. Babasının bu saçma fikri kabul etmiş olması yetmezmiş gibi bir de bu saçma iş ona kilitlenmişti. Gözleri Neva’nın çıkmış olduğu kapıya takıldı. Yerinden kalkıp “Neva!” diye seslendi.
Genç kız çıkmış olduğu kapıya topuklarının üstünde dönüp, dalgalı saçların sahibine baktı. Ne diyeceğini biliyordu. Yine azarlayacak ve bu saçma fikri babasına nasıl sunduysa öyle geri çekmesini isteyecekti. Derin bir nefes alarak aklındakileri söyledi.

– Bak sen bana ne dersen de fikrim değişmeyecek, en iyisi ortak bir yerde buluşalım, ben sana yardım edeyim sen de üstüne düşen görevi yap.
– O nasıl olacakmış?
– Şöyle ki; ben sana içinde hastanenin adresi, görüşmen gereken kişilerin isimlerini ve röportaj için uygun olan hastanın hikâyesinin yazdığı bir dosya hazırlayacağım. Sen ise sadece gidip görüşme yapacaksın, kabul mü?

Genç adam istekli gözlerle ona bakan kızı süzmeye başladı. Bu durum işine gelmişti. Bütün gün babasının azarlamalarını çekmektense en azından birkaç gün hazırlanmış dosya üzerine konup, birkaç soruyla yırtabilirim diye düşündü. Kabul ederek cebinden çıkardığı kulaklıklarını takıp biraz kestirmek üzere odasına doğru ilerledi.

1 saat sonra…

– Hey! Uyan artık, uyansana be adam!

Bunca tantanaya rağmen uyanmayan gençten başkası değildi elbette. Gözlerini elinin tersiyle, tüm uyuşukluğuyla ovuşturmaya başladı. Adeta genç kızın sabrını deniyordu. Genç kız ise onun aksine fazla heyecanlı ve aceleciydi. Elindeki dosyayı çocuğun önüne bırakıp anlatmaya başladı.

– Buraya yakın bir yer buldum. Müdürü arayıp bilgilendirme yaptım, sağ olsun yardımcı oldu. Bana röportaj için uygun olan birkaç kişinin dosyasını gönderdi. İçlerinden birini seçtim, bu diğerlerinden farklı.
– Farkı ne, deli delidir işte.

Kızın gözleri dolmuştu. Belki de hâlâ uyku sersemi olduğum içindir tüm bunlar diye düşündü genç adam.. Neva sanki söylenileni duymamış gibi anlatmaya devam etti.

– Kadının ilgimi çekme sebebi eski bir yazar olması. Farklı oluşu ise hâlâ yazıyor oluşu. Yazarken ne kadar mantıklı yazsa da, normal hayatında maalesef ki akli melekeleri yerinde değil. Senin için ilginç bir röportaj olacak. Benden bu kadar. Dosyanın içinde hastanenin müdürü Rıfat beyin numarası var, bol şans.

Sözlerini hızlı hızlı söyleyip odadan kaçarcasına çıktı.
Birkaç saat içinde kendini burada bulmuştu… Kendi kendine söylenirken yanına yaklaşan bakıcı kadını ve onunla beraber gelenin müdür olduğunu tahmin ettiği bir adamı gördü. Aceleci bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

– Merhabalar, Rıfat bey değil mi?
– Evet, ta kendisi! Hoş geldiniz beyefendi.
– Hoş buldum, öncelikle teklifimize gösterdiğiniz ilgi için ajansım adına teşekkür ederim. İzniniz olursa bi an önce başlamak istiyorum.

Rıfat bey yılların verdiği tecrübeyle gülümsedi.

– İlginiz ve fikriniz için asıl ben teşekkür ederim. Arkadaşlar Firuze hanımı birazdan getirirler. Sizden ricam her ne yaparsa yapsın, sakinlikle karşılamanız, aksi takdirde size güvenmezse sorularınıza karşılık vermeyecektir. Bu arada soracağınız sorular hazır mı? Sakıncası yoksa görebilir miyim, onu kötü hissettirecek soruları sormanızı istemem. Biliyorsunuz ki Firuze hanım her ne kadar yazarken normal biri olsa da, onun haricinde hasta bir kadın.
– Evet evet, haberim var. Soracağımız sorular da işte burada.
– Yalnızca bir sayfa mı hazırladınız?

Genç anlamadığını belli eden bir ses tonuyla onayladı.
Rıfat bey, “Anlaşıldı. Firuze hanımı tanıyınca neden şaşırdığımı anlayacaksınız. Hah geldiler, şuradaki kamelyanın altında oturuyor” diyerek, eliyle sağ tarafta kalan kamelyanın altında sanki yanında biri varmış gibi hararetli bir tartışma içerisinde olan kadını işaret etti.
Genç adam kamelyadaki kadını süzmeye başladı. Yaklaşık 1.60 boylarında, oldukça zayıf, saçları bakıra dönmüş, uzun parmaklarını ileri geri sallayarak konuşan bir kadındı.

Rıfat bey gence dönerek “Size kolay gelsin” dedi. Ardından yanındaki kadınla beraber gitti.
Genç derin bir nefes alarak Firuze’ye doğru ilerledi. Firuze ona doğru yaklaşan genci görünce susmuştu. Kendini koruma içgüdüsüyle oturduğu kamelyada dizlerini kendine doğru çekerek kollarını bedenine sardı. Söze nasıl başlayacağını bilmeyen genç adam “Oturabilir miyim?” diye sordu.

“Ihıhı” diye bir ses duydu. Evet olarak kabul edip, yanına oturdu. Elindeki dosyayı Rıfat beye göstermek için, çıkarmış olduğu kağıtla beraber önündeki masaya bıraktı. Firuze önüne bırakılan dosyanın sesine irkilerek bakmanın ardından, sakince üstündeki kağıda gözünü iliştirdi. Önüne değerli bir şey konulmuş gibi, büyük bir sevinçle çürümeye yüz tutmuş dişlerini göstererek gülmeye başladı. Ardından hızlı bir atak yaparak, kağıdı kaptı. Sonrasında ise gözüne sokarcasına yaklaştırıp, sol gözünü kapatıp, sağ gözüyle yazılanları kafasını sağa doğru yatırıp okumaya başlamıştı. Genç adam olanları şaşkınlıkla izlemekteydi. İlk başta korkmuş ancak Rıfat beyin sözlerini hatırlayıp ani bir şey yapmamak için büyük bir çaba gösteriyordu.

Firuze okuduğu kağıdı az öncekinin aksine sakince masaya bıraktıktan sonra, eliyle bir müddet kağıdı okşadı. Genç artık iyice sabırsızlanmaya başlamıştı. Elini cebine atarak bir dolma kalem çıkarıp kapağını açıp yavaşça kadının önüne bıraktı.
Firuze önüne bırakılan kalemi bir müddet incelemenin ardından eline alıp, ondan beklenmeyecek bir sakinlikle yazmaya başladı. Büyük bir merakla bu anı bekleyen genç Firuzeye iyice yaklaşıp yazdıklarını okudu.

BAŞARI NEDİR?
Rabbinin sana sunmuş olduğu dini vecibelerle, yaşıyor olduğun hayat ve başarı olarak görüp gerçekleştirdiğin hayallerinin uyum içerisinde ise başarmışsındır. Aksi takdirde büyük bir yanılgı içerisindesindir.

HUZUR NEREDEDİR?
Sevdiğinin merhamet kasesine ve yüreğine ev sahipliği yaptığın yerdedir. Gerisi ise muammadır.

ÖFKE NEDİR?
Ruh kimliğini kaybetmiş kimsedir. o kimliği bulana dek etrafındaki tüm kimliklere saldırır. Ta ki içindeki öfke onu bitirene kadar, veyahut sönüp arayışa girene kadar.

SAHİPSİZ KİMDİR?
Issız ve sessiz olan kimsedir.

MECNUN NE DEMEKTİR?
Varış yerinin meczup olduğu yolun başıdır. Başka tabelalarla ilerlersen meczup değil malayaniye meftun olursun.

KEDER NEDİR?
Kaderin gayrete bağlı olduğunu inkar edip uyuşukluk içerisinde yaşanılan hayatı keder diye adlandırmaktır.

Sorular bitmişti. Genç ise şaşkınlıkla elinden kalemi bırakıp saçlarını sevmeye başlayan kadına hayretler içerisinde bakıyordu… Rıfat beyin neden kağıdı küçük gördüğünü anladı. Bu kadın gerçekten çok iyi bir yazardı ve bu kağıt onun için sadece bir atıştırma tadındaydı.. Böylesi bir kalem ve kelam kuvvetine sahip birisi, nasıl olur da buraya düşerdi? Gözleri mazideki hüznüne hâlâ ev sahipliği yapıyordu. Gözleri ıssızlığını gizleyen kepenk gibiydi. Meczupluğunu mu yoksa sahipsizliğini mi gizlemeye çalışıyorsun, dedi. Neva, Firuze için hâlâ yazıyor demişti. Bu kalem ise ona tanıdık gelmeye başlamıştı.
Hay aksi, yanımda başka soru, yazacak kağıt da yok diye düşündü. O sırada onlara yaklaşmakta olan bakıcıyı fark etti. Onlara ayrılan sürenin sonuna geldiğini anladı ancak merak ettiği bir şey vardı.
Hastabakıcı;

– Efendim, Rıfat bey size ayrılan sürenin dolduğunu ve Firuze hanımı götürmem gerektiğini söyledi.
– Tabi bizim de işimiz bitti.

Ancak içi rahat değildi. Aklındaki sorular tüm benliğini ele geçiriyordu. Bu kadın raporlu hastaydı fakat yazarken nasıl olur da normal biri gibi olabilirdi? Bu kadını en çaresiz anında bile huzur bulduğu işi yaparken, ayakta tutan şey neydi? Sadece basit bir yazarlık aşkı olmamalı, diye düşündü genç.
Başını kaldırıp bakıra dönmüş saçların arasından, ona kaçamak bakışlar atan gözlerin sahibine baktı. Sanki onun düşüncelerini okuyor gibiydi. İyice kafayı mı yiyorum, buraya gelmek beni hasta etti, diye içinden söyleniyordu. Umutsuz gözleriyle Firuze’nin yüzünü arşınlarken göz göze gelmişlerdi. Anlamsızca çıkardığı sesleri kesmiş büyük bir dikkatle gencin gözlerine bakıyordu.

“Âh Firuze, bu aşkını işlerken seni ayakta tutan şey ne? Bunca direniş ne için?” diye sordu. Kısık bir sesle belli belirsiz bir tınıyla… İç sesiyle dış sesi karışmış kafası karman çorman bakıyordu kadına.
Bakıcı ise sabırsız bir sesle;

– Haydi Firuze hanım, gitmemiz gerek!

deyip kolundan çekiştirmeye başlamıştı. İşte gidiyor dedi genç. Birdenbire Firuze gence döndü, gözlerinde daha önce olmayan bir ışıltıyla, ağzından genci şok içerisinde bırakacak o cümle çıktı..

– Neva’m için…

~son~