Yaşlılar
Yaşlılar… Gittiğimiz çoğu vakit camide, gün içinde sakin bir parkın bankında veya akranlarıyla çaylı sohbet yaparken görüyoruz onları en çok. Ellerinde tesbih eksik olmaz birçoğunun. Ve onu da bir kısım insan gibi süs olsun diye, hareket olsun diye tutmazlar. Ellerindeki tesbih dillerindeki zikre aracıdır. Dillerine nahoş kelime almaktan kaçınırlar ve belki de o tesbihle terbiye etmişlerdir kelimeleri.
Geçtiğimiz gün bir iç çekişmesi ve sıkışmışlığın ortasında Rabb’in huzuruna varayım diye erkenden gittiğim camide sadece yaşlılar vardı. Kimi kuran ile kimi zikir ile kimi de dinlemekten hiçbir zaman sıkılmayacağım muhabbet konularıyla meşguldüler. Meşguldüler ve meşguliyetleri günümüzde sanki sadece onlara kalmış, kalıplaşmış masallar olarak algıladığımız hallerdi. Nur yüzlü yaşlılardı hepsi. Onları görünce gençliğimden utanmadım desem yalan olur. Sohbet etmekten çok zevk aldığım bu insanlar sizi öyle sevecenlikle ve yardımcı olma isteğiyle karşılar ki yanlarından içiniz huzur dolu ve mutlu olmadan ayrılma ihtimaliniz pek azdır. Yaşadıkları, gördükleri, duydukları çok kıymetlidir bizim için. Her söylediklerini yapmak, her yaptıklarına uymak zorunda değiliz belki ama bana göre onlara kulak vermek, onları görmek zorundayız ve hayatımızda olmalarına muhtacız; tıpkı Yahya Kemal’in “Biz yaşlılarımızla beraber yaşarız.” demesindeki o müspet hava gibi. Biz, eskiden gelen o güzelim davranışları, incelikleri, gelenekleri onlardan görür, öğrenir ve böylece kültürümüzü unutmaktan geri durur, bizi biz yapan değerlere sıkıca sarılırız. Bakmayın modern insanın yaşlıları toplum dışına itme çabalarına. Aynı evde çocukların, torunların olduğu bir ortam aynı yaştaki insanların bir arada olduğu huzurevlerinden çok daha huzurludur.
Onlar yapıp ettiklerimizin paydaşlarıdır çünkü onlardan çok şey öğreniriz. İnsan tiplerini, hangi sebeplerin hangi sonuçlara yol açacağını, nasıl oturup kalkılacağını, sabahın bereketini, gecenin nasıl geçirilmesi gerektiğini, Allah ile samimiyeti onlardan öğreniriz. Örneğin hava durumlarında, coğrafya kitaplarında yoktur onların yılın hangi günün havasının nasıl olduğu bilgisi. Görerek, yaşayarak edinmişlerdir bunları. Kitaplarda olmayanları veya kitaplarda olanların en saf ve canlı halini onlardan görürüz. Bunları öğretirken terbiyenin, disiplinin ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini de koyarlar önümüze çünkü aynı yollardan onlar da geçmiştir. Bizi en iyi anlayan onlardır ve böyle yaklaşırlar tecrübesizliğimize.
Çok az sayıda fotoğrafları vardır bu yaşlı takımının. Daha çok oldukları anda vardırlar çünkü. Bizim gibi her anı bir ekran içinde kalıcı hale getirmeye çalışmazlar ama hisleri, yaşadıkları, tecrübeleri kalıcıdır ve çeşitli ortamlarda anlatılır. Her gördüğümüzü fotoğraflamamıza rağmen yaşlıların onlarca sene evvel yaşadıkları şeyleri ayrıntısıyla anlatabilmelerinin becerisine ulaşamayışımız bundan kaynaklıdır kim bilir? Oldukları fotoğraflarda ise hep aynı pozlar vardır. Fotoğrafların her birinde onların kalıcı görüntüsünü elde eden makinenin karşısında safiyane tedirginliğin yanında yapmacığını beceremedikleri küçük tebessüme şahit oluruz. Elleri genelde dizler üstünde veya önlerinde birbiri üstünde kenetlenmiş haldedir. Başka poz nedir bilmezler. Bizim gibi nasıl durduklarında nasıl göründüklerini, ışığın açısını, elin nereye koyulacağını bilmezler. Pozlarımızı bilip çarşıda gezerken, koltukta otururken, kedi köpek severken ona göre gözükme çabası içinde olduğumuz sahtelikle tanışık değillerdir hiç. Bizim yaşadığımız dünya daha kolay ama onların yaşadığı dünya daha temizdir.
Bunları en iyi birkaç ay önce vefat etmiş dedemden biliyorum, rahmet olsun.
Sözün özü yaşlılar bizim topraklarımızın gölgelerinde serinlediğimiz çınar ağaçlarıdır. Allah yol gösteren, doğruyu öğreten, güler yüzlü, güzel sözlü, Allah’a dost olan yaşlılardan bizi mahrum bırakmasın; onlar gibi güzel olabilmeyi bize de nasip etsin.
