22 Ağustos 2023

Kudüs’ün Aşina Yüzü

Yazar: Saliha ESGİLLİ

Bir Kudüs sabahında, güneşin o göz alıcı parlaklığı altın kubbeyi daha da ihtişamlı yapıyordu. Bir yanda camiye yetişmeye çalışan yaşlılar, gençler bir yandan da altın kubbenin gölgesinde koşuşturan Kudüs’ün cıvıl cıvıl çocukları… Bünyesinde birbiriyle çok benzer fakat bir o kadar da farklı insanlar barındırırdı bu şehir. En sevilesi yanlarından biri de buydu sanırım.

Güneş tam tepeden insanlığı selamlarken, cami cemaatini ikindi ezanında tekrar ağırlamak üzere uğurluyordu. Camideki cemaat çıkmaya başlamıştı. Çıkan kişiler birbirleriyle selamlaşıyor ve birbirlerini Allah’a emanet ediyorlardı. Daha önce böyle bir tabloyla karşılaştım mı bilmiyorum? Lakin bildiğim tek bir şey vardı, o da bu insanların küçük büyük demeden birbirlerine böylesine meftun olmaları idi. Ezelden ebediyete dek sağlamlaştırılmış bir bağ gibi yekpare aidiyet hissi. Müslümanların ilk kıblesi olan Makdis’in avlusu her yıl olduğu gibi bu yıl da Müslümanlar tarafından büyük bir şevk ile temizleniyordu. Mescid-i Aksa’nın dar sokakları, melisa çiçeği kokan caddeleri ve rengarenk kumaşlarıyla donatılmış çarşıları, ramazan ayı için rengarenk kandillerle süsleniyor, adeta Ramazan-ı Şerîf’in geldiği hissini insanların iliklerine kadar işliyordu. Ramazan arifesiydi; çarşılar, pazarlar ramazan alışverişi yapan ailelerle doluydu. Tabi ilk sahuru sabırsızlıkla bekleyen çocukların heyecanı da gözlerden kaçacak gibi değildi sanki bütün olumsuzluklar onların gözlerinin içinde son bulurdu, öylesine hissiyatlı bakışlar…

Peygamberler şehri Kudüs’te güneş ertesi gün tan yerini tekrardan ağartmak üzere bu eski şehre veda ediyordu. Bu veda kimine hüzün, kimine ise huzur vadederdi. Beni ise hüznüyle bağlamış, kalp alışmıştı bir kere. Beni hüzünlendirse bile güneş batmıyor olsaydı ay nereden bilebilirdi ki kıymetini? Kime naz yapardı? Beni özleten kim bilir daha nicelerini özletirdi?

Güneş kuşlarının da dağlara çekilmesiyle kendisini gecenin esaretine teslim eden şehir, şimdi ise aheste aheste esen rüzgarın ritmine katılan zeytin dallarının Allah’ı zikriyle şehrin semalarında yankı buluyordu.

Ey Kudüs, gecen de gündüzün de ne efsunkâr imiş…