Mümtehine Kitabına Dair
Kitabın ismi olan “Mümtehine” imtihan edilen kadınlar demektir. Yazar, Kur’ân-ı Kerîm’de bir sure olan Mümtehine’yi kitabına vererek kitabı tek kelimeyle özetlemiş. Kitapta imtihan edilen kadınların hikâyesi anlatılıyor. Ve bu kadınların ortak bir imtihanı var: Çocukları olmuyor. Tedavi olup çocuğu olanlar ise farklı şekillerde imtihan ediliyor ve yazar bize adeta şu mesajı veriyor: Bu dünyada hiçbir zaman imtihanın bitmeyecek.
“Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.” buyuruyor Rabbimiz Zâriyat Suresi 56. âyet-i kerimede. İnsanlar olarak kulluk için gönderildiğimiz bu dünyada kulluğun gereği olarak hepimiz bir imtihan içindeyiz. Kadın olsun erkek olsun fark etmez. Kulluğunu en güze şekilde yerine getiren, kul olarak içinde bulunduğu imtihanı geçen kazanacaktır. Allah’ın kadın olsun erkek olsun hiçbir kuluna zulmetmediğini bilen, fıtratını koruma mücadelesi verenler, kul olmanın huzuruna erenlerdir. Sabiha Ateş Alpat’ın yazdığı bu eser de hayat, imtihan, kadın, kulluk kavramlarının bir kurgu içinde ele alınmış hâlidir. Yazar, daha ilk cümleleriyle okuyucularına bir gerçeği hatırlatıyor: “Hayatın adı imtihandı. Umutların, hayallerin, acıların ve beklentilerin eşlik ettiği bir yolculuktu hayat. Hayat yolculuğu; bazen ilkbaharda eylülü, eylül de ise kışları yaşatırdı insana. Yazın kavurucu sıcağında, yürekleri üşüyen yüzlerce insan vardı imtihandan geçen.”
Dışarıdan bakınca hayatı rahat gözüken, hiçbir sıkıntısı yokmuş gibi görünen nice insan vardır. Oysa onlar da imtihandadır. Burada “imtihan” kelimesine ne kadar dar anlamlar yüklediğimiz anlaşılır. Hayatı rahat olan, maddi manevi bir sorunu olmayan da bu rahat hayat içinde bile Allah’a kulluk edebiliyor, bunların Allah’ın lütfu olduğunu unutmadan yaşayabiliyor mu buradan imtihana çekilmektedir. Zira denir ki: “Varlıkla imtihan yoklukla imtihandan daha zordur.” O yüzden bilelim ve hiç unutmayalım: Herkes imtihandadır. Hayat bir imtihandır. Yazar devamında bir hakikati daha bizlere hatırlatıyor: “Hayatın adını ‘İmtihan’ koymuştu Yaradan. Sorular hayatın kendisi, cevaplar Kur’an ve Sünnet’teydi. Ancak sabredenler kazanabilirdi ve bir de nerede, neyi, nasıl yapacaklarını Kur’an’dan ve Sünnet’ten öğrenenler.” Allah, insanı yoktan var edendir. Bizi yaratan Allah’tır. Bizim en çok nerede ayağımızın kayacağını, hangi alanlarda düşeceğimizi bilen de en iyi O’dur. Bunları bildiği için de bize Kur’ân-ı Kerîm’i indirmiştir. Kur’ân’da ve Kur’ân’ın uygulayıcısı olan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetinde bizim ihtiyacımız olan her şey vardır. Yeter ki onlara müracaat etmeyi bilelim. İnanan bir erkek ve bir kadın için Allah’ın hükümleridir önemli olan. Onlar batıda modernizm etkisi altında, doğuda da geleneklerin etkisi altında kalmazlar. Yazarın ifadesiyle: “Bir mü’mine kadın feminist değildir, olamaz da. Çünkü inanmış bir kadın için Allah’ın belirlediği haklar yeterlidir. İnanmış bir kadın, Allah’ın kendisine vermiş olduğu haklardan başkasını aramaz, arayamaz da. Allah “el-Adl” yani adaletli sıfatıyla herkesin hakkını hukukunu belirlemiştir. Mü’min bir kimse başka arayışlar içerisinde olmaz.” Ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur: “Allah ve resulü herhangi bir konuda hüküm verdiklerinde artık mümin bir erkek veya kadın için işlerinde tercih hakları yoktur. Allah’ın ve resulünün emrine itaat etmeyenler doğru yoldan açıkça sapmışlardır.” (Ahzab Suresi, 36.ayet-i kerime)
“Kadın” konusu yıllardır dillerden düşmeyen, her kalem ve söz ehlinin ele aldığı bir konudur. Bazı konularda vardır ki onlar hakkında yazmak ve konuşmak bedel ister. Bedel gerektiren bu konular arasında kadın konusu da vardır. Yazarımız da bu romanı kadınlar üzerinden işlemiştir. Ümran, Sultan, Hacer, Müge ve Birgül. Onlar aynı imtihandan geçen kaderdaşlar. Onların yolları bir hastane köşesinde kesişiyor. Fakat bu çocuk meselesinden önce bir mesele var ki bu kadınlardan olan Ümran, İslâm’ı sonradan tanıyor, tanıdığını zannederken, doğru yola girdim diye düşünürken bambaşka bir hata yaptığını sonradan anlıyor. Ümran karakteri üzerinden yazarımız toplumda kadınların içine düştüğü durumu şu şekilde ele alıyor. Konuya yine imtihan üzerinden giriş yapıyor: “Hayat, imtihan için verilen bir süreydi; ne var ki imtihan soruları hep seviyeye göre şekillenirdi. Allah, kimseye çekemeyeceği yükü yüklemezdi çünkü. Vahyin öğretisinden uzak kalanları ya gelenek sıkboğaz ediyor ya da modernizm asimile edip sömürüyordu. Hem ataerkil toplumlarda canı yananların başında kadın geliyordu ve hem de sömürü düzenlerinin baş aktörü kadındı. Kur’an’ın kendisine biçtiği rolden habersiz olanlar ya çağdaş kavramlara kurban gidiyor ya da geleneğin cenderesinde hayatlarını kaybediyorlardı. İki şey kadını mahvetmişti: Birisi Modernizmdi, ki: Kadını çığırından çıkarak ezdi, yedi, sömürdü. Adeta, meta sayarak kullanılan bir eşya mesabesine düşürdü. “Özgürleşeceğim!” zannederek eşyaya köle edilen kadın, tabiri caiz ise, erkeklerle at başı hak/eşitlik yarışını sürdürme savaşını veriyor oldu. Yerlerde süründüğü halde kendini yükseklerde zannederek, hayal üstü bir dünyada yaşıyordu! Kadını mahveden diğer şey ise, geleneksel anlayıştı! Kadın, ‘oturma odası, mutfak, yatak odası’ üçgeninde dönme dolap misali dönen, oturma odasında dizilere, mutfakta mideye, yatak odasında uykuya mahkum olmuş, ataerkil erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü bayrağın altında, hayatın sayfalarını devirmekle meşgul. Aslında hayatın ‘imtihan’ olduğunu bilmek zorundaydılar. Kulluk, unutuldu ve unutturuldu.” Son cümlede dendiği gibi kulluk unutuldu. Kulluk unutulunca kadın da erkek de fıtrattan uzaklaştı. Kulluk unutulunca bu hayatta imtihan olacağımızı, hepimizin imtihanının farklı olacağını unuttuk. Kulluk unutulunca hep bu dünyada kalacağız sandık, yanıldık. Allah’a kulluğu bırakınca başka şeylerin kulu olduk.
Kitapta okuduğum kadınların durumlarından anladım ki insan “Ne olursa olsun, illa ki olsun!” dememeliymiş. Her daim “Hayırlısı neyse o olsun.” demeliymiş. Ağzından çıkanların boşa gitmediğini, belki de bir dua saatine denk gelebileceğini unutmamalıymış. Bir şeyi çok istese bile o şey olmadan mutlu olamayacakmış, hep eksik kalacakmış gibi de hissetmemeliymiş. Her neyi çok istiyorsa öncelikle bu ayeti hatırlamalıymış: “Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216.ayet-i kerime)
İnsanın hedefi Allah’ı razı etmekse, bu dünyadan cennete gitmekse bunun birçok yolu vardır. Bunun en kestirme yolu veya en doğru yolu da Allah’tan razı olmaktır. Allah’ın kendisine verdiği, vermediği ne varsa hepsine razı olmak. Şüphesiz bu zor bir mertebe ama imkansız değil. Kitaptaki satırlar ne güzel ifade ediyor bunu: “Biz Allah’tan razı olmalıyız ki, O da bizden razı olsun. Biz O’ndan bize biçilen imtihan şekline boyun eğmeliyiz ki, başımız dik olarak cennete girebilelim.”
Bu kitabı okuyunca insan şunları daha iyi anlıyor:
– Hayat bir imtihandır ve herkes imtihandadır. Bize düşen kendi imtihanlarımızla bu hayatı yaşayıp buradan cenneti kazanmaktır. Hiç kimse kendi imtihanını bir başkasının imtihanıyla karşılaştırmamalı.
– Kadınlar fıtraten daha duygusaldırlar. Bu duygusallıkları onları bazen yanlış ve acele kararlar vermeye sevk etmektedir. Bunların en az olması için de İslâm’ı doğru şekilde öğrenmeleri gerekmektedir.
– Bir şeyi çok istememeli. Bilsin ki insan neyi çok istiyor, imtihanı da oradan başlıyor. Ve yine bilsin ki o çok istediği şeyin de ayrı bir sıkıntısı olacak. Zira bu dünyada tamamı iyi olan, tamamı güzel olan bir şey yok. Her şeyin güzel ve kötü yönleri var.
– Kadın kadındır, erkek erkektir. Allah ikisinden de fıtratlarını korumalarını istemektedir. Rabbimizin ikisine de ayrı ayrı verdiği haklar ve sorumluluklar vardır.
– Bir Müslümanın ilk olarak başvuracağı mercii Kur’an ve Sünnet olmalıdır. Kendisi Kur’an ve Sünneti anlayamıyorsa Kur’ân ve sünnete göre yaşayan, fetva veren bir âlime başvurmalıdır. Kur’ân ve sünneti kendi heva ve hevesimize göre anlamaktan Allah’a sığınmalıyız.
Yazdıklarıma ek olarak kitap bir kurgu yani roman olsa da içerisinde ilmi bilgiler de vardır. Mesela meal olarak çok sık şekilde ayetlerin meallerine yer vermiştir. Olay içerisinde bir hoca hanımın seminer vermesiyle de yine okurlarına ilmi aktarım yapmıştır.
Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezunum. “Benim hiç mi yeteneğim yok Allah’ım?” diye düşünüp, dualar edip çaresizce arayış içinde olduğum günler geçirdikten sonra yazıya yateneğim olduğunu fark etmiştim. Yeteneğimi keşfetmek adına yazılar yazıyordum ve artık keşfettiğimi hissediyordum. Aradığımı bulmuştum. Bir kitapta okuduğum şu sözü kendime ilke edinerek ömrüm boyunca Rabbimin izniyle Hakk için yazmak istiyorum: “Belki inandıklarımın hepsini yazamayacağım ama inanmadığım hiçbir şeyi yazmayacağım.”
