Kuyuda Ben
Canım acıyor. Kalbim paramparça. Terk edilmişliğin girdabında sürükleniyorum. Sonsuz bir deniz bu. Ne dibi var ne kıyısı ne de bir yaşam belirtisi gösterecek ufku. Sisten, dumandan kaybolmuş bir çizgiyle hedefimi kaybettim. Daha çok kendimi kaybettim. Gemi batmak üzere ve ben bir kulaç atmasını dahi bilmiyorum. Yapayalnızım! Boğulmak korkutuyor beni. Düşüncesi bile soğuk ölüm esintisini getiriyor ruhuma. Ya boğulursam? Nefes almaya çalışırken karanlık denizin suları dolarsa ciğerlerime! Allah’ım çok korkuyorum…
İki korkum vardı hep. Kaybetmek ve terk edilmek. Saniye saniye kaçıyor benden. Elime dokunmak bile iğreti onun için. Dokunmayı geçtim; görmek bile istemiyor beni. Gidiyor benden ve ben zaten devamlı müşterisi olduğum yalnızlık kuyusuna adım adım düşüyorum. Elimi uzatıyorum, korkuyorum yalnızlıktan çünkü. Elimi uzatıyorum, tut beni! Nolur bırakma! Korkuyorum!
Asla güçlü biri değilim. Öyle gözükmeye çalışmak alışkanlık oldu bende. Yatağa yatıp ışıklar kapandığı zaman başlıyor benim mesai. Yine eski halime dönüyorum. İstemiyorum! Yalnızlıktan korkuyorum. Ben artık yalnızlık sebebiyle ağlamak istemiyorum. Yine ağlıyorum. Şu dünyada hiçbir zaman bir yerim olmadı. Kimse için yerim olmadı. Fazlalık oldum hep. Birilerine imtihan sebebi oldum. Bir kişi! Tek bir kişi için öncelik olmaktı isteğim. Değil, olmadı. Etraftaki insanlar için ben hep sonraki aşama oldum. Bunu biliyorum ama görmezden geldim hep. Gömdüm ya içime. Çünkü yaşamam lazımdı. Çünkü ben de insanım ve bozuk yaşamak ölmekten zor. Bozuk saat bile değilim, ki o bile günde iki defa doğruyu gösterirken… Ama yaşamam lazım ve böyle yaşanmaz sona kadar. O yüzden güldüm hep. Güldüm ve ben gülüyorum diye herkes beni çok mutlu biri zannetti. İsyan değil, gerçekler. Dedim ya güçlü biri değilim, alışkanlık bu diye… Öyle.
Duy beni! Çıkar bu kuyulardan. Alışkanlıkları rutinim yap. Çöküyorum. Bırakma beni yalnızlığımla. Yatağıma girdiğimde soğuk da olsa nefesinin orada olduğunu bileyim. Bırakma beni yalnızlığımla. Yemeğimi yerken senin kaşığının sesi karışsın kaşığımın sesine.
Bu iki korkum ne zaman benden gider bilmiyorum. Ölsünler! Yaşamasınlar benimle sona kadar! Beynimi kemiren iki kurtçuktu bir zamanlar ama şimdi iyice çoğaldılar. Bir dolu buğday çuvalını haşereler yerken nasıl bitmez gibi gözükse de yenile yenile bitiyorsa ben de öyle oldum işte. Tut elimden n’olur!
Korkuyorum! Ağlıyorum! Gitme nolur. Arkanı dönsen de yanımda dur lütfen…
Merhaba, ben Sema Nur. Namı diğer Şaire 🙂 Evliyim, bir oğlum bir de kızım var. Annelik mertebesine erişmiş, hakkını vermeye çalışan bir aciz… Ortaokuldan sonra medrese eğitimi aldım 6-7 yıl süreyle. Şimdiyse liseyi açıktan okuyorum yavaş yavaş. Okul biterse hafızlık hocalığı yapmayı planlıyor ve bir şiir kitabı çıkarmayı hayal ediyorum. Şiir yazma sevgimi babamdan almışım. Ortaokuldan beridir ufak çaplı başladım yazmaya. Genel olarak şiir yazmakla beraber hikaye, deneme de kaleme alıyorum. Şairin dediği gibi; “Yazmasam delirecektim…”

Yüreğime dokundun Sema Nur kalemine sağlık 🥀
Teşekkür ederim… Hissettirebilmek bir yazarı en mutlu eden şey, bilirsin Tuğba abla ❤️❤️
Korkuyorum.. kayboluyorum.. Benden gitme….
Bazen gidilmez, gönderilir insan …