29 Temmuz 2024

Basra Harap Olduktan Sonra

Yazar: Hatice Hazal GÖKÇİMEN

“Siz zaten Arap sevicisiniz.” 

Kendimi ateş hattının ortasında çatışırken bulduğum (bu cephe çokluk elli sene evvel olduğu gibi okul sıraları oluyor maalesef) ırkçılık münakaşalarında karşı tarafın her seferinde “hakkımızda” yaptığı Nobel Ödüllü tespiti ektedir. 

Yaklaşık bir buçuk aydır dil eğitimi için Mısır’dayım. Burada Sudanlı’sından Özbek’ine,  Amerikalı’sından Rus’una her milletten ve her renkten insanlarla aynı sıralarda aynı ilme talip oluyoruz. Böyle bir ortamda insanların birbirlerine ırkçı eylem ve söylemlerde bulunmaması bir tarafa, Somalili bir çocukla Çeçen bir çocuğun birlikte top peşinde koşturduğu mesut tablolara çokça rastlamak mümkün. Burada, hükümetin on yıllardır bastırmaya çalıştığı halkın birbirine dayanmasıyla oluşturduğu bir kardeşlik var…

Öte taraftan; bizim beldeden tarafa bakacak olursak: biz “Arap Sevici” değiliz. Biz Müslümanız. İnsanlara biçilen herhangi bir değerin; kendisinin seçmediği ırkından dolayı değil, kendi eylem ve söylemleriyle inşa ettiği kişiliğinden kaynaklandığını biliriz. 

Ben; İstanbul’da, Erzurumlu Müslüman bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmeyebilirdim. 

Peru’nun dağlarında bir çoban, Amerika’da kökleri unutturulmuş siyahi bir öğretmen, Nepal’de ölülerini yakıp küllerini nehre döken bir din adamı, Arakan’da köydeki tek beton yapı olan camide hafızlık yapmaya çalışan bir öğrenci, Suriye’de ailesini atılan bombalardan korumak ve insanca yaşamak için oradan oraya göç etmek zorunda kalan bir baba, Filistin’de kendi vatanında muhacir edilen bir çocuk… Aklınıza dünyanın herhangi bir köşesinden her kim gelirse; o olarak doğabilirdim. Sen de öyle, siz de… Hepiniz ve hepimiz. 

Zira ben doğmadan önce -haşa- hangi ülkenin vatandaşı, hangi ailenin ferdi olmak istediğimi belirttiğim bir form doldurduğumu hatırlamıyorum. Ha aranızda “Ben kendi hür isteğim ve iradem ile Türk olarak doğdum.” gibi bir şey söyleyebilecek olan varsa sokakta orada burada uzatılan mikrofonlarda gövde gösterisi yapıp gündem olmaya çalışmaya devam edebilir.  

Oluşundan sorumlu olmadığımız bir şeyden gurur da duyamayacağımıza göre: 

Ne oldu bize?

Uzundur demiyordum (gurbet ellerdeydim canım, mazur görün), Cahit Zarifoğlu Yaşamak’ta 

“Anarşiyi coca cola gibi tutturdular.” diye yazıyor. Ne demek bu? Eğleşin bakalım. 

O zaman ülkemde başlıca anarşi sağ-sol çatışmalarıydı. Şimdi bir “sağ” ya da bir “sol” yok. Kimin “sağda” olduğu belli olmadığı gibi kimin “solda” olduğu da belli değil. 

Şimdi dinin bize gonca gonca çiçekler açmış olarak verdiği geniş vadileri kara postallarla kirletenleri görmüyoruz. Gördük, görüyoruz sanıyoruz. Aslına bakarsanız haksız da sayılmayız. Lakin -babacığım çok söyler- bilinen bir söz vardır, “Bade harab’ül Basra”. Basra harap olduktan sonra…

İşte Basra harap olmadan yekinip kalkmamız için topyekun meselenin özüne dönmemiz gerekir. Yani: İnsanlığın ilk “Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi” olan Veda Hutbesi’ne! 

Tam burada sesler yükselecek “Siz de tutturmuşsunuz bir Veda Hutbesi peşini bırakmıyorsunuz canım.” diye. Evet, haklısınız. Çünkü yeryüzündeki tüm savaşları bitirecek ateşkes metnini bin dört yüz küsur sene evvel Arafat’ta Hazreti Muhammed (SAV) tek tek yazıp verdi bize. 

Her bir maddesine eksiksiz olarak en azından sadece İslam ümmeti uyabilseydi yeryüzünde tek bir savaş ve çatışmanın kalmayacağı hutbeyi, meselemiz ölçeğinde hızlıca inceleyelim: 

-Ey insanlar; biliniz ki Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Bütün insanlar Adem’den gelmiş, Adem de topraktan yaratılmıştır. 

Sadece ilk birkaç cümle ile bütün mesele sulh ile nihayete erebiliyor aslında. Bakınız “Ey inananlar” demiyor. Yani işin içinden “Ben İslam’a inanmıyorum kardeşim” diyerek sıyrılamıyorsun. “Ey insanlar” diyor. İşte evrensellik! 

“Rabbiniz birdir.” Seni de beni de ötekini de berikini de okulda, işte gıcık olduğunu da çok sevdiğin kankanı de zalimi de mazlumu da yaratan tektir, Allah’tır. 

“Bütün insanlar Adem’den gelmiş, Adem de topraktan yaratılmıştır.” Yani yedi kıta yedi iklimdeki her bir insan evladının dedesinin dedesinin dedesi ilk kuşakta Hazreti Adem (as)’dir. Peki Adem (as) -haşa- gökyüzünden mi indi yeryüzüne? Hayır… Adem (as) topraktan yaratılmıştır. Ve o dahil bu zamana kadar gelen tüm insanlar toprak olmuşlardır, bundan sonra da olacaklardır. Geldiğimiz yer de bir, gittiğimiz yer de. Haydi bakalım, devam! 

-Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur.

Buyurunuz, ne dedik? Yazının başında saydığımız birbirinden farklı yerlerde farklı hayatlar yaşayan farklı insanların hiçbiri birbirinden bu özellikleri nisbetinde üstün değidir. 

Evet, ben Türk olduğum için gerçekten çok mutluyum. Her vesileyle de Rabbime beni bu vatanın bir ferdi olarak yarattığı için hamdediyorum. Lakin ben Türklüğümle başkasından üstün olduğumu iddia edemem. Etmemeliyim. Etmemeliyiz. Edemeyiz! 

Önemli olan Türk, Arap, Alman, İngiliz, Paki vesaire olmak değil; nasıl bir insan, nasıl bir Müslüman olduğumuz. Zira ben iyi bir insan, iyi bir Müslüman değilsem nereli olduğumun zerre ehemmiyeti yok. 

Peki kardeşim Hatice, anladık. Geldiğimiz yer de gittiğimiz yer de aynı. E robot muyuz biz, nasıl aynı olabilir herkes?

Daha önce dediğim gibi tamamını hayatımıza uygulayabilsek dünyada hiçbir sorunun kalmayacağı Veda Hutbesi’nden sizinle paylaşmak istediğim üçüncü madde inşallah bu soruya cevap olacaktır. 

“ Ey insanlar! Biliniz ki rabbiniz birdir, atanız da birdir. Bütün insanlar Âdem’den gelmiş, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur.

Allah katında üstünlük ancak takva iledir.” 

ٱلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ ٱللَّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ