29 Ağustos 2024

Ölüme Doğmak

Yazar: Sema Nur EKİNCİ

Orada bir şehir var. Bizim sokaklarımızda sabahlarımız güneşle aydınlanırken o şehrin sokaklarını alev topları ışıtıyor. Bizim gecelerimizde gökyüzü yıldız yıldız parlarken oranın geceleri ateş ateş yanıyor.

Orada bir şehir var. Orada bebeler ölüme doğuyor. Doğum belgelerini almaya giden baba döndüğünde ikiz bebelerin şehadetiyle karşılanıyor. Orada analar, çocukları şehadet şerbetini içti diye şükür secdesine yatıyor. Orada bebeler ölüme doğuyor, ceninler ölüm rahmine düşüyor…

Orada bir şehir var; adı Kudüs lakin katliam diye okunuyor. Orada bir ülke var; adı Filistin lakin isminden bile mahrum bırakılıyor.

Biz buradayız. Dünyanın neresi olursa olsun eğer Filistin dışında yaşıyorsak “buradayız”. Ve Filistin her daim “orası” oldu. O kadar uzak, o kadar mahrum… Filistin dedikçe içimde bir şeyler yıkılıyor. Bombalar sanki benim kalbime atılmış da içimin sokakları enkaza dönüşüyor. Bir ölüm, bir ölüm daha… Selalar yetişmiyor şehadetlere. Mezarlıklar artık insan almıyor. Öyle fazla şehadet ki sanki cennetin tamamını onlar doldurmuş da biz de bu umarsızlık cehenneminde yanmaya mecbur kalmışız gibi.

Orada bir şehir var. O şehrin insanları ilk müslümanların çektiği eziyetler gibi acıların içinde yüzseler de tıpkı o sahabeler gibi de iman taşıyorlar kalplerinde. Öylesine bir teslimiyet… Tüm dünyanın imanını bir kefeye koysak, Filistin’in imanını diğer kefeye koysak, tek bir ülkenin imanı tüm dünyaya ağır basar. Bebeğinden yaşlısına, kadınından erkeğine kimin yüzüne baksak o kadar enkazın içinde alınlarında iman nuru parlıyor. Belki de güneş onların nuru hürmetine her gün doğmaya devam ediyor.

Orada bir ülke var. Uzak veya yakınlık kavramları o ülke için kullanım dışında kalmış. Dünyanın diğer ucundaki gerçek insanlar sadece boykot yaparak da desteklerini belli edip yakınlık kurarken; aynı sınırdan, aynı ırktan, hatta ki aynı dinden olan bir takım kişiler yönlerini başka tarafa çevirip kalplerini o ülkeden uzak tutabiliyorlar. Oranın mesafesi göreceli bir kavram. Filistin herkese vicdanı kadar uzaklıkta. Varsın kişi kalbine baksın, vicdanını dinlesin…

Orada bir ülke var! Ben bu satırları kelime kelime yazarken kim bilir orada kaç tane can su içemedi fakat şehadet şerbetini içti… Bir ülke düşünün! Uzaydan bakılınca dev bir mezarlık olarak gözükecek neredeyse. Buradayız dedim ya hani! Her nerede olursak olalım buradayız! Çocuklarımız hatta bizler de korkularımız onlarla kıyas edilemeyecek derecede basit. Uçan kuş, yürüyen böcek… Orada bebeklerin uykusu dehşetin sesiyle bölünüyor! Sadece uyku bölünse yine iyi. Çoğu kez o masum uykular sonsuza açıyor gözlerini dünyaya tamamen kapatırken…

Devrim! Haykır hadi kardeşim! Derdimiz İslam, derdimiz insan! Dilinle, elinle, kalbinle haykır! “Devrim ne?” deseler Filistin derim. Nuri Pakdil üstadımız ne için böylesine dertliydi? Cahit Zarifoğlu ne için “Filistin bir sınav kağıdı/Her mümin kulun önünde” diye haykırdı kalemleriyle? Basit düşüncelerimize devrim diyerek gerçek devrimin adına leke sürmeyelim! Haykır hadi kardeşim! ALLAHU EKBER! Orada insanlar zalimce katlediliyor, haykır! Vicdanına terbiye ver ve orayı kendinden, kendini de hakikatten uzak tutma!

Orada bir ülke var… Gün gelecek usul usul yağmur yağacak O’nun (cc) izniyle. Sular ülkedeki tüm pisliği alıp götürecek, tertemiz olacak. Ardından güneş doğacak ve gökkuşağı… Kalpleri geceden karanlık olanlar bu aydınlık karşısında kör olacaklar. İslam belki de tekrar yepyeni bir saflığıyla daha da aydınlatacak dünyayı… Bebekler artık ölüme doğmayacak! Ceninler ölüm rahmine düşmeyecek! Ekmek almaya giden bir çocuk dönerken bombalanmayacak! Yemek sıralarına girmeyecek insanlar! Aksine evlerinde en güzel yemekler pişecek… Gün gelecek…