15 Eylül 2024

Masallar ve Mitlerle Örülü Bir Yalan Devleti: İsrail

Yazar: Yakuphan GÜLEÇ

Yüz yıldan fazla süredir esaret altında olan Filistin’e dair 7 Ekim’den bu yana her gün acı bir haber daha almamak için dualar etmekteyiz. Kameraların acımasızca kaydettiği videolarda bebekler dâhil kimseye acımadan katleden bir zalimler güruhuyla karşı karşıyayız. Onların bu zalimliklerini gördüğümde aklıma şu sorular geliyor:

Böylesi zalimlikleri hangi temel içgüdüyle yapıyorlar?

Bir insanı bu kadar kolay öldürebilmenin altında yatan aşağılık duygu nedir?

Yusuf el-Karadavi bu soruma çok açık bir cevap veriyor: “İşgal ettikleri topraklarda kendi düzenlerini kurmak istemeleri, herkesin kendilerinin kölesi olduklarını düşünmesi, kimseye bir şey vermeden almak istemeleri.”

Düşüncelerinde yerleşen ve hayatlarına yansıyan bu zalimce anlayışın temellerini, en ufak bir sapma yaşamadıklarını iddia ettikleri dinlerinden alıyorlar. Tanrı’nın kendilerine ahdettiği bu topraklar ve seçilmişlik vurgusu ile masum canları ibadet edercesine parçalıyorlar. Arkalarına sığındıkları sapıkça düşüncelerle, ördükleri masallar ve mitlerle kendilerini daima haklı gören; daima doğru yaptığını düşünen İsrail’in cinayetleri…

“Tanrı-Tevrat-İsrail” mottosuyla tutturdukları yaşam düzenlerinde eli kanlı zalimlerden olan İsrailoğulları’na bir zamanlar Babil, Roma, Engizisyon ve Nazi katliamlarıyla nasıl horlandıklarını, Hristiyanlar arasında gettolara paçavra gibi atıldıklarını kim hatırlatacak? Oysa onlara kucak açmış ve yaşadıkları zorlu günlere karşın yaşam alanı vermiş Müslümanları da çabuk unuttular.

Tutundukları ahit sancağı altında hata yapsalar da Tanrı tarafından her zaman affedildikleri vehmine kapılan bu zalimler topluluğunun yağdırdığı bombaları haklı gördükleri açık. Çünkü sen, ben, biz, hepimiz onlara hizmet etmek için gönderilmiş aciz varlıklarız. Onların üstünlüğü o derece ki (!)  Tanrı dünyayı yaratmadan önce İsrailoğulları’nı yaratmıştır. Bir diğer inançlarına göre ise Tanrı’yı var eden İsrailoğulları’nın deha dolu kafasıdır. Anlıyor musunuz nasıl bir sapık zihniyet ile karşı karşıyayız?

Dinlerini eğip bükerek vardıkları sonuçta, çok kısa bir süre hüküm sürdükleri Filistin topraklarında hak iddia eden Siyonistlerin bu iddialarının asılsız olduğu açıktır. Gasp ederek geldikleri bu topraklar üzerinde binlerce yıldır yaşayan halkı sürgün etmeye çalışan Siyonistler, ataları olarak gördükleri İsrailoğulları’nın da aynı zorbalıkla Babil ve Roma’ya sürüldüklerini de unutmuşlar gibi.

Haklarına tecavüz edip, kutsal beldeye zarar veren Siyonistlerin “Topraksız bir halk için, halksız bir toprak” iddiası ile yerleştikleri Kudüs ve civarında ne gibi bir hakları olabilir ki? Zorbaların hak diye sarıldıkları yolda daha dün Irak’ı, Bosna’yı, Vietnam’ı, Doğu Türkistan’ı nasıl dümdüz ettiklerini hatırlayalım. Aynı zorbalık bugün sayısız kez Filistin’de uygulanmaktadır. İhsan Süreyya Sırma hocamızın deyimiyle: “Günümüzde her gün binlerce insan Afganistan’da bir gün Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de, Filipinler’de, Hindistan’da dünya insanlığının yüz karası olan Veto Konseyi’nin, insanları daha güzel sömürebilmek için oluşturulmuş Birleşmiş Milletler’in bu iğrenç tabusunun, dokunulmaz, karşı çıkılmaz, imtiyazlı devletlerin savaş ve sömürme stratejisiyle öldürülebiliyorsa ve buna Allah’ın bir kulu çıkıp da ‘Durun!’ diyemiyorsa yazıklar olsun altı küsur milyarlık insanlık ailesine! Ki, bunun iki milyardan fazlası Müslümandır!”

1947 yılında Nazi soykırımından kaçıp Filistin’e geldiğiniz geminin üzerinde yazan: “Almanlar ailelerimizi ve evlerimizi yok etti, siz de umutlarımızı yok etmeyin” pankartını da unutan bu topluluğun masallar ve mitlere dayanan yalan tarihlerini sinemayla ve basınla nasıl organize bir şekilde kendi lehlerine çektiklerini unutmamalıyız. Daha dün geldikleri bu toprakları avuçlarına alanlar yarın Arz-ı Mevud iddiası ile bizim topraklarımızı da isteyeceklerdir. Tıpkı 130 sene önce Sultan II. Abdülhamid’den Filistin’i istedikleri gibi.

İngilizlerin toprak, Amerikalıların silah, Doğu Avrupa’nın insan gücü vererek kurdukları bu yalancı devletin karşısında biz Müslümanların artık uyanıp karşı durması bir zorunluluktur. Kur’an’da acımasız, korkak, haset sahibi, taşkınlık yapan, ahde hıyanet eden, Allah ve Rasulüne karşı küstahça nitelenen bu zalimler güruhuna karşı sımsıkı kenetlenmemiz gerekmektedir. Bunun için yapmamız gereken pek çok iş, atmamız gereken pek çok adım bulunmaktadır. Bu yazıyı değerli âlim merhum Yusuf el-Karadavi’nin tavsiyeleriyle bitirelim:

  1. Cami Devrimi tekrar canlanmalıdır. Yani camilerimiz sığınağımız, en güzel hazırlıkları yaptığımız evlerimiz olmalıdır.
  2. Normalleştirme fikri reddedilmelidir.
  3. İktisadi alanda İsrail boykot edilmeli ve bu boykot etkin bir şekilde sürdürülmelidir.
  4. Müslümanlar aralarındaki anlaşmazlıkları ve dargınlıkları bir kenara bırakıp birbirlerine sağlam bir şekilde kenetlenmelidir.
  5. Bize düşen, mücadelemizin İslami yönünü açıkça ilan etmektir.
  6. Kudüs’ü kurtarmak için uluslararası bir İslami komite oluşturmalıyız.
  7. Kurulacak bu heyetin görevi “Kudüs Fonu” adında tüm dünya Müslümanlarının –hatta tüm şerefli ve hür insanların- imkânları ölçüsünde katkıda bulunabilecekleri uluslararası bir fon oluşturmaktır.

Siyonist İsrail’in masallar ve mitlerle örülü bu yalan devletine karşı Müslümanlar olarak ümitsizliğe kapılmadan mücadele etmeye devam etmeliyiz.

 

Kaynaklar:

  1. Yusuf el-Karadavi, Her Müslümanın Ortak Davası: Kudüs, Nida Yayınları.
  2. Salime Leyla Gürkan, Yahudilik, İSAM Yayınları.
  3. Roger Garaudy, İsrail Sorunu, Türk Edebiyat Vakfı Yayınları.
  4. İhsan Süreyya Sırma, Müslümanların Tarihi, 3. Cilt. Beyan Yayınları.