17 Şubat 2025

Karanlıktan Aydınlığa

Yazar: Furkan ATCI

Sonu gelmez bir karanlık hâkim sanki dünyamıza. Zaman ve zemini kaybetmiş durumdayız. Zaman öylesine hızlı ki tutamıyoruz. Zemin öylesine kaygan ki kalkamıyoruz. Ortalama 60-70 yıllık ömrümüze koca bir hiç sığdırıp gidiyoruz. Ve işin acı boyutu insanların bu gerçekten gafil kaldığını müşahede etmektir. Madde yüklü materyalist bir dünyada nefes almak zorunda bırakılmışız. Nereye dönsek menfaat, hangi kapıyı çalsak sahte gülümsemeler. Herkesin kendisi için yaşadığı bir hayatta kalma savaşı. Statülerin yüreklerdeki merhamet, insaniyet, sevgi, saygı ve nice sayısız güzellikleri bir karadelik misali yuttuğu bir çağ. Darda kalanın, yardıma ihtiyacı olanın sadece seyredildiği ve etkileşim amacıyla paylaşıldığı bir devir. Gerçek etkileşimler olan; dayanışma, kardeşlik, yardımlaşma, empati ve nice diğer meziyetlerin terk edilerek beğeni, paylaşım vb. saçmalıkların putlaştırıldığı çok enteresan bir zaman dilimi.

Öyle bir dönem ki eskiden ismini dahi ağzımıza almanın ürperti verdiği ve bağımlılarına acıdığımız uyuşturucu illeti artık şarkıların (şark kültürünü yansıtmayan) mezesi olmuş. Çok açık bir şekilde dillendirildiği gibi sebep olduğu tüm pis yaşantı gençler için özenti kaynağı hâline getiriliyor. Her türlü fuhşiyat ve fıtrat dışı davranışlar birer meziyetmişçesine övgü ile aktarılıyor. Zihinlerin uyuşması isteniyor ve uyuşturucu kültürü yaygınlaştırılıyor.

Gerçek şu ki karanlık çağı ortaya koyan en büyük sebep düşünmeyen, düşünemeyen yahut düşünmek istemeyen zihinlerdir. Ve bu illetle zihinler uyuşturuluyor.

Akl-ı selim düşünceden azade her zihin çürümeye mahkûmdur. İnsanın bu çürümüş zihinlerden, çürümüş toplumlardan ve bitik dünyadan yeni ve parlak bir çağ başlatması ancak okuma eylemiyle gerçekleşebilir. Okumak kitaplarla sınırlı bir alan olmanın aksine hayatın bizzat kendisidir. İnsan bulunduğu konjonktürü, ait olduğu çağı, kendi özünü okuyamıyorsa bir nevi bitkisel hayata geçiş yapmış demektir. Böyle bir hayattan anlam ve maneviyat beklenemez.

Öncelikle yaratılış gayemizi hatırlamalı, davranışlarımızı buna yönelik şekillendirmeliyiz. Günümüz gençlerinin hal ve hareketleri gelecek nesillere aktarımını yapmaya utandığımız bir hal aldıysa iş işten geçmiş demektir. Ve iş işten geçiyor. Artık içi boş, hiçbir fikri olmayan, hayata dair bir amaç taşımayan, dünyada ne için bulunduğunu bilmeyen, geçmişini tanımayan, geleceğine yön vermeyen bir gençlikle karşı karşıyayız. Ve acı bir konu var ki bu insanlar çocuk sahibi olacaklar. Bir bardağı doldurabilmek için sürahide su olması gerekir. Fakat sürahimiz bomboş ve kirlenmiş durumda. Kısaca bu sürahiye artık su dahi dolmuş olsa, bardağa aktarılacak su necis olacaktır.
Bu gidişata ancak Kur’an’la ve doğru bir şekilde verilmiş Kur’an eğitimi ile dur diyebiliriz. Evladını diri diri gömenlerin çağından insanı insan yapan bir çağa kapı aralayan güç Kur’an’dı. Kur’an bir reçetedir; dünyada temiz kalmayı, fıtratımıza uygun davranmayı ve bizi biz yapan değerlere sımsıkı sarılmayı öğütleyen. Kur’an bir yaşam rehberidir; yaşamımızın her alanına en güzel şekilde yön veren. Ve Kur’an bir çağrıdır, çağlardan çağlara seslenen…

Kur’an güzel okumak için değil, güzel anlamak için yaratılmıştır. Kur’an güzel kılıflanmak ve en yükseğe asılmak için değil, her an başucumuzda tutup rehberlik hizmeti almamız için yaratılmıştır. Kur’an bize kim olduğumuzu ve bu yolculuğumuzun nereye olduğunu hatırlatmak için var edilmiştir.

Kur’an okumak sadece “Yâ, sîn” harflerini seslendirmek değildir. O harflerin ardından gelen öğütlere kulak vermektir. Okuma eylemi ses tekrarı değil, seslendirdiğini anlama eylemidir. Kur’an’ın Arapçasını okumak insana fonetiği yönüyle huzur vermektedir. Bu inkâr edilemez bir gerçektir ve elbette fayda sağlar. Fakat bizim sorunlarımızı çözmemektedir. Çünkü biz bu okumayla hiçbir sorumuza karşılık bulamayız.
Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyuruyor: “Şüphesiz biz onu, düşünüp anlayabilesiniz ve gerekli dersleri alabilesiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Zuhruf, 3)

Buradan gayet net anlaşılıyor ki Arapça bilen bir topluma Arapça olarak indirilmesinin yegâne sebebi düşünüp anlayabilmelerini sağlamaktır. Yani Kur’an’ın geliş amacı verilen dersleri almak, üzerine düşünmek ve anlamaktır. Aldığımız bilgileri de hayata geçirmektir. Bugün biz Türkçe, Kürtçe, Almanca yahut Fransızca biliyorsak Kur’an’ı kendi dilimizde okumak bizi Kur’an’ın hakiki amacına ulaştırır. 70 yıllık bir ömür düşünün, Allah’tan gelen hiçbir şeyi alamadan ve uygulayamadan biten. İşte bu düşünceden Allah bizleri muhafaza eylesin.
Rabbimizin kitabını anlamadığımız yerde Rasulullah’ın söz ve davranışlarını kendimize rehber edinmeli ve hayatımıza almalıyız.
Çünkü Hz. Aişe validemiz: “Onun (Peygamberimizin) ahlakı Kur’an’dı” buyurmuştur.

Yine açıklamalara ihtiyaç duyduğumuzda ise İslâm külliyatı, Kur’ân’ı hayatımızın eksenine almamızı sağlayacak kadar geniş içeriğe sahiptir. Bu yönüyle tefsirler anlamadığımız noktaları açıklayarak daha net bir şekilde öğrenmemizi sağlar. Verilebilecek en güzel tavsiye de şu olacaktır: Sebebini bilmediğiniz olayların sonucunu anlayamazsınız. Kur’an, cahiliye toplumunun sonucudur. Cahiliyye devrini ve Rasulullah’ın hayatını doğru okumak, Kur’an’ı daha güzel bir biçimde anlamamıza yardımcı olacaktır. Cahiliye gibi karanlık bir çağdan Asr-ı Saadet’i çıkaran reçete, bizi de karanlıklardan aydınlığa taşıyacaktır. Kısaca, bizim hayata doğru yön verebilmemiz için ihtiyacımız olan her şeye erişimimiz mevcuttur. Yapmamız gereken ayağa kalkmak ve Rabbimizin yasalarına kulak vermektir.