22 Ocak 2026

Paralel Bazı Mülahazalar

Yazar: Dilara SARISOY

Tam sol ya da tam sağ. Bu araba geriye doğru nasıl hareket ediyor? Arada biraz boşluk bırakıp arabaların ön kapılarını eşitle. (Bizim araba biraz büyük olduğu için arka küçük camın ucunda öndeki aracın stop lambasını görmem gerekiyor.) Sonra tam sol yap direksiyonu. Gel, gel, gel… Ve bir ses yankılanır: “Kızım o öyle girmez!” Yine mi olmadı ya? Nerede hata yaptık acaba?

Tıpkı paralel parkta olduğu gibi hayatımız da çeşit çeşit paralelliklere sahip. Her birimiz düz bir yolda ilerliyoruz ama hayatlarımız hep birbirine paralel. Bir gün bir dizi senaryosu toplantısında şöyle bir metod konuşuldu: Bölümün ilk yarısında bir olay ve o olayın karakterler üzerindeki farklı farklı yansımalarını göreceğiz. Peki bu matematik hayatımızda da geçerli miydi? Biz bir olaya tepki verirken aynı anda o olaya başkaları nasıl tepki veriyordu? İşte hayatın stratejisi de tam olarak o noktada devreye giriyor. Sen izleyiciyken karakterin başına geleceklerden haberdar olabilirsin ama ne yazık ki gerçek hayatta ana karakter sensin ve o yolculukta ve seçimlerde bütün sorumluluk sende. Hadi o kızdığın karakterin hatalarını yapma. Ama onlar senin arkandan iş çeviriyor de diyemezsin. Çünkü diğer paralellerde neler dönüyor bilemezsin. Yalnızca Allah-u Alem.

İnsan acizdir. İnsanın acziyeti üzerine tefekkür ettiğimizde bu acziyetin bilgisizlikten, bilmemekten geldiğini görebiliriz. Her şeyi bildiğimizi sanıyoruz ama işin özü aslında hiçbir şey bilmediğinize çıkıyor. (Bakınız: Sokrates’in Savunması). Bilgi ve acziyet üzerine tefekkür ettiğimde zihnimde babamın dedemden ilettiği bir söz yankılanıyor: “Gençkenki kuvvetim şimdiki aklım olsaydı…” Sahi ne olurdu? Hayata teknik olarak bütün bilgilere sahip olarak gelseydik? Ama özünde öyle gelmemiş miydik? ( …وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَٓاءَ كُلَّهَا…) “Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti.” (Bakara Suresi 31. Ayet) İnsana yaratılışı itibariyle her isim öğretildiyse insanın bir tabula rasa olarak doğduğu söylenemez. Yani biz dünyaya bilerek geliyoruz ve bildiğimizden sorumlu bir başka deyişle Allah’ı bulmakla sorumlu tutularak geliyoruz. O halde bir bilgisizlikten söz edemeyiz.

O zaman bu acziyetimizin sebebi ne? Acziyetimizin sebebi bilgimizin sınırlı oluşu. Bu da insan olmanın cilvesi diyebiliriz. Bir salise sonrasında ne olduğunu, bir salise önce duyu organlarımızın dışında ne olduğunu bilmiyoruz? Biz sadece kendi duyu organlarımızla algıladığımız kadar bilebiliriz. Yani kendi kapasitemiz, haddimiz kadarını. Bu sebeple: (وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِؕ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً) (İsra Suresi 11. Ayet) İnsan, şerri de hayrı istediği gibi ister. İnsan pek acelecidir! Ağzımızdan çıkanın, zihnimizden geçenin, veya kalbimizde hissedilenin bizim için hayır olduğunu zannederken aslında bizim için şer olana talepkar olabiliriz.

Bizim acziyetimiz bütünü görememekten kaynaklıdır. Bütünü göremediğimiz için sadece kendi açımızdan bilebiliriz oysa başka paralelliklerde kim bilir neler oluyor veya neler olacak? Peki bütünü göremediğimizde nasıl karar verebiliriz? Ben de bilmiyorum. Bulduğum çözümde her şeyi bildiğine iman ettiğim Tek Olan’a sığınarak. Göğsüm sıkıştığında ve yarınımın ne olacağından kaygılanıp dururken her şeyi benim için en hayırlısını bildiğini bildiğim Birine sığınarak. Benim sınırlarım var ama onun yok. Ben acizim ama o değil ve bana şah damarımdan daha yakın. Kimi zaman yardımını arabayı park ederken uzaktan izleyen bir amcayla kimi zaman ufak bir umutla yola çıktığım senaryomun ödül almasıyla kimi zamansa bütün kapıları yüzüme kapatarak benimle konuşuyor. Yeter ki bem görmeyi, duymayı, hissetmeyi, akletmeyi bileyim. İbretler etrafımda sarılı.

يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَؕ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ(Nur Suresi 44. Ayet)
Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir; gören ve düşünenler için bunlardan alınacak ibretler vardır.