Adanmış Yürek
Elinde kalem önünde ajandası gelecek ayı planlıyordu. Kalbi heyecandan çatlayacak gibiydi. Gerçi bu onun her zamanki hâliydi ama plan yaparak, yapacaklarını gözünün önünde bulundurunca daha da bir heyecanlanıyordu. Bir insanın daha imanın tadını almasına vesile olmak için gecelerini gündüzüne katıp çalışıyordu. Hiç gocunmadan. En yakınlarından başlamıştı bu davaya. Aile, akraba derken şimdi de eş zamanlı olarak mahalledeki gençlerin elinden tutmaya başlamıştı. Kendisi de gençti oysa. Ne zaman ki Allah ona doğru yolu gösterdi. Ertelemedi.
Gençliğimin baharını yaşayayım demedi. Çünkü o biliyordu ki hiçbir bahar İslâm’ a hizmet kadar heyecan vermezdi. Bu yolda heyecanını hiç eskitmemek için de yaptığı şeylerden biri de Kehf Suresi’nin on üçüncü ayetini levha yapıp duvara asmaktı.
“Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.”
Seçilmiş ve seçilmişliğin hakkını vermeye çalışan bir genç olmak içindi tüm çabası. Öyle tanınmak gibi bir niyeti de yoktu. Tek gayesi Allah’ın rızasıydı. Mesele Allah’ındır rızasıysa yapılmayacak iş yoktu zaten. Yerden kaldırdığı bir çöpü Allah rızası için kaldırması yoldan geçen bir çocuğa Allah rızası için selam vermesi bunu gösteriyordu. Onun bu çabası gecelerce yaptığı duanın kabulüydü belki de. Ellerini açıp “Rabbim, beni dinine hizmet edenlerden eyle!” diye kaç defa dua etti kim bilir. Allah duasını kabul etmiş olacak ki şimdi dinine hizmet eden bir genç oldu. Etrafına bakmadı. “Bu iş imamlara, Kur’an Kursu hocalarına ait. Biz sıradan insanlarız.” demedi. Diyoruz ya, Rabbine adanmış bir gençti…
