Alışmaya Alışmak
Alışmak ne ilginç bir özelliktir. Bir olayı ilk yaşadığında verdiğin tepki, hissettiğin duygu ile sonraki yaşayışlarındaki tepki, hissiyat ne kadar da farklı. Mesela yeni aldığın bir şeyi ilk başlarda ne hassasiyetlerle koruyup özenli kullanıyorsun ama birkaç ay sonra alışıyorsun ve özensiz kullanıyorsun. Sanki bir zaman onu almayı bu kadar arzulayan sen değilmişsin gibi. Bu özellik insan için bir bakıma iyi, bir bakıma kötüdür. Mesela kasap et kesmeye o kadar alışıyor ki sanki el işi kağıdı kesiyor gibi oluyor. Doktor ameliyata o kadar alışıyor ki biz ufak bir kesik görsek içimiz bir hoş olur ama doktor insanı kesip organlarını eline alıyor ameliyattan sonra da rahatlıkla çayını içebiliyor. İnsan onsuz yaşayamam dediği insanın ölümüne alışıp normal hayatına devam edebiliyor. Bu durumlardaki alışmak, sıradanlaşmak, rutinleşmek iyi bir özelliktir. Çünkü insan alışamasa mesleğini, yaşamını devam ettiremez. Ama bazı alışmalar var ki bize büyük zararlar veriyor. Mesela ailesi yanında yaşayan biri öyle alışıyor ki sıradan bir şeymiş gibi kıymet bilmiyor, anne babasına gerekli değeri vermiyor. İnsan sağlıklı olmaya öyle alışıyor ki bunun bir nimet olduğunu unutuyor, sağlığa zararlı davranışlarda bulunabiliyor. İnsan dünyaya öyle alışıyor ki bir gün ayrılacağını unutuyor, ölmeyecekmiş gibi yaşamaya başlıyor. İnsan her gün doğan güneşe, her bahar açan çiçeklere, uçan kuşlara, doğan bebeklere, kainattaki muazzam güzelliklere öyle alışıyor ki Allah’ın kudretini ve sanatını görüp tefekkür edemiyor ve gaflete düşüyor. İnsan oturduğu eve, bindiği arabasına öyle alışıyor ki beğenmemeye, sıradanlaşmaya başlıyor ve kanaatsizlik oluşuyor. Dolayısıyla alıştığımız şeylere dikkat edip kendimizi sorguya çekmeliyiz. Alışıp sıradan gördüğümüz nice şeyleri arzu eden insanlar olduğunun farkında olup değerini kaybetmeden bilmeliyiz. Yani alışmaya alışmamalıyız.

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi- Matematik Öğretmenliği bölümü mezunu
Bildiklerinin öğretmeni, bilmediklerinin öğrencisi olan; duygularını, düşüncelerini, hissiyatlarını yazıya dökmeyi seven ve faydalı olmayı arzulayan; mazlumun yanında zalimin karşısında duran; maneviyatı maddiyattan üstün tutan; kalıcı olan ahireti geçici olan dünyaya tercih eden; gülümsemeyi ve gülümsetmeyi seven; kırmaktansa kırılmayı, üzmektense üzülmeyi tercih eden; ormanın ve denizin derinliklerinde dolaşıp tefekkür etmeyi seven; güneş doğmadan önce güne başlayan; önce kendini düzeltmeye çalışan; hayalleri ve umudu büyük olan; en büyük hedefi Allah’ın rızasını kazanmak olan ve insanlardan bir karşılık beklemeyen; hakkın ikamesi, batılın izalesi için çalışan bir genç.
