Annem ve Çiçek
Annem yeni bir çiçeği daha şevkle, heyecanla dikmişti. Onca çiçeği olmasına rağmen doyamıyordu. Çiçekleri, çiçeklerin renklerini, her bir çiçeğe özel desenlerini çok seviyordu. Her sabah, her akşam çiçeklerle ilgilenmek ona iyi geliyordu. Gelen misafirlere çiçeklerini gösteriyordu. Oysa çok yoruluyordu. Bazen çiçeklerin toprağını değiştirmek gerekiyordu. Tüm bunları kendisi yapıyor, yorulsa da usanmıyor devam ediyordu. Yorulmak ve usanmak farklı şeylerdi bunu anlamıştım annemden. Usanmak yaptığın şeyden bıkmak, bir daha yapmak istememekti. Yapsan da istemeye istemeye, zar zor yapmaktı. Yorulmak ise sevdiğin işi şevkle yapmaya devam etmekti. Yorulsan da, artık ayağa kalkacak gücün olmasa da devam etmekti. Yorulan annemde istek vardı. Usanan annemde ise istek yoktu. Belki de yıllardır usanarak çalışmaya devam ettiği işinden sonra kendini çiçeklere vermek iyi gelmişti. Belki de çiçeklerle eksik taraflarını tamamlamıştı. Ruhunun yorgunluğunu gideren çiçeklerle ilgilenirken bedeninin yorgunluğunu fark edemiyordu belki de. Yeni ektiği her çiçek sonrası “Yeni çiçeğimi gördün mü?” diye soruyordu. Dikkatleri ve ilgiyi çiçeğine yönlendirmek istiyordu. Annemden anladım ki herkesin yorulsa da aşkla devam ettiği bir meşguliyeti olmalıydı. Bu kimisi için çiçeklere bakmak, kimisi için çeşit çeşit kurabiyeler yapmak, kimisi için de bu kitaptan öbür kitaba geçip araştırma yapmaktı. Önemli olan öyle bir işinin olmasıydı ve annem de o işini bulmuştu. Onun çiçekleri çocukları gibiydi. Nasıl ki her çocuk farklıdır, her çocuğun yeme, içme, sevgi ihtiyacı farklıdır aynı bunlar gibi her çiçeğin de ihtiyacı farklıdır. İhtiyacından fazla su verirsen ölür. İhtiyacından fazla güneşte kalırsa kurur. Annem tüm bunlara dikkat ederek suluyordu çiçeklerini. Ön balkondaki çiçekler ayrı, misafir odamızdaki çiçekler ayrıydı. Bir de arka balkondaki ve terastaki çiçekler vardı. Her birini takip etme, belli sırayla sulama görevi artık bendeydi. Annem tüm çiçeklerini bana emanet ederek köye gidiyordu. Sahi unutuyordum, birinci katın bahçesinde de vardı bir iki çiçek. Onları da unutmamalıydım.
– “Her sabah ilk işin çiçekleri dolaşmak olsun.”
– “Kaktüsleri her gün sulama. Çok sularsan ölür. Önce elinle toprağını kontrol et sonra sula.”
– “Arka balkondaki çiçekleri üç günde bir sula. Ama yine de bak her sabah. Güneşten dolayı kuruyanlar olabilir.”
Diyordu. Tüm bu dediklerini aklımda tutamamaktan korkup defterime yazdım. Zihnimin kargaşasından dolayı unutmaktan korktuğum için önemli notları yazarak kayıt altına almaya çalışırım. Ancak yazarak o kargaşaya bir son verebilirim. Yazmak zihnimin berraklaşmasını sağlıyordu, zihnimi açıyordu sanki. Annemin dediklerini de yazmıştım ve annem gitmişti.
Çilli begonya, telgraf çiçeği, hostes çiçeği, dikenler tacı… Ve adlarını bilmediğim nice çiçek nice kaktüsle beni baş başa bırakıp gitmişti. Annemin yokluğunda evimizin farklı yerlerinde olan sayısız çiçeklerle ilgilenecektim. Acaba bunu annem gibi yapabilecek miydim? Annemin yokluğunu çiçeklere aratacak mıydım? Çiçekler benden şikayetçi olacaklar mıydı? Bilmiyorum. Ya annem gibi yorgun olsam da bunları şevkle yapacaktım ya da usanarak zar zor yapacaktım.
“Sahi, ben bulmuş muydum yorulsam da severek yapacağım bir işi? Sahi, benim severek yaptığım kaç iş vardı ki? Veya var mıydı?” sorularıyla çiçekleri suluyordum. Her sabah yanlarına geliyordum. Belki de bu sorumluluk bana yorulsam da severek yapacağım bir işi görmemi sağlayacaktı. Annemin çiçekleri daha önce düşünmediğim bir şeyi düşünmeme vesile olmuşlardı bile. Annemden ve çiçeklerinden öğreneceğim daha çok şey vardı.
Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezunum. “Benim hiç mi yeteneğim yok Allah’ım?” diye düşünüp, dualar edip çaresizce arayış içinde olduğum günler geçirdikten sonra yazıya yateneğim olduğunu fark etmiştim. Yeteneğimi keşfetmek adına yazılar yazıyordum ve artık keşfettiğimi hissediyordum. Aradığımı bulmuştum. Bir kitapta okuduğum şu sözü kendime ilke edinerek ömrüm boyunca Rabbimin izniyle Hakk için yazmak istiyorum: “Belki inandıklarımın hepsini yazamayacağım ama inanmadığım hiçbir şeyi yazmayacağım.”
