10 Nisan 2023

Ayakta Kalan

Yazar: Davut DURMUŞ

–Ne çok tokan var.

–Onlar toka değil, cihaz.

Yağmur çoğu zaman yağmak için düşmez yere. Bazen kuruyan acılara merhem olmaktan öte başka bir şey değilken, gözlerine şemsiye tutmayanların kaçamak alkışlarıdır yağmurumsu taneler, inciler. Kalp kiminse akıl da onundur, göz de kulak da kol da bacak da. Her şeyin olması için bir tek kalbin olması yeterlidir hayatta. Lakin herkes bu cümlenin içinde barınamayacak kadar yoksundur kalbiyle.

Kitap fuarına gitmek için bekleyen bir kalabalık… Üstelik yağmur başlamış bu sırada lakin kimse yerini terk etmiyor ıslanmak pahasına, dahası hasta olmak var işin ucunda. Hiçbir olanak kitaba olan bağlılığın önüne geçemiyor. İnsanın aklına bir soru takılıp kalıyor. Gerçekten de kitap okuyan kişi sayısı az mı? Bir minibüsü dolduracak olan o bir avuç kalabalığın nicelik olarak bir şey ifade etmese de nitelik olarak ve bütün olumsuzluklara rağmen pes edilemeyecek tutkuyu okuyabiliyor insan gözlerden. Tabii okumayı bilenler için.

Yağmur giderek hızlanıyordu ve sesler.

‘‘Servis nerede kaldı?’’

‘‘Biraz daha gelmezse su olacağız.’’

İlerden minibüs beliriyor, korku ve telaşın yerini şimdi sevinç almış. Herkes olanca heyecanı ile minibüste yer kapma duygusuna sarılıyor sımsıkı. Hızlı ve çevik olan kazanıyor. Oturacak bir yere sahip olmanın gururuyla koltuğun tadını çıkarıyor rahatça. Koltuk dışında kalanlar da sevinçli; kaybettiklerinin farkında olmalarına rağmen dışarda kalmamalarının özverisi ile minibüs demirlerine sarılıyorlar. Bir bakıma denize düşen yılana sarılır misali. Yapacak çok şey yok. Bir şey var ayakta durabilme adına: tutunmak.

Takip etmeye başlıyorsun camdan süzülen yağmuru, gözlerin dışarıdaki insanlara takılıyor. Kiminin içini şükür kaplarken kiminin ise acımak oluyor kalbinden gelen. En çok bu zamanlar kalbinin sesini net duyabiliyor insan. Yağmur insana kalbini hatırlatır.

Bir an, çok kısa bir an bütün sesler kısılıyor. İşte o an anlıyorsun yalnız değilsin, çünkü herkes kalbiyle baş başa.

Küçük bir kız çocuğunun bağırmasıyla bozuluyor ve tökezliyor minibüs yalnızlığın şarampolüne yuvarlanıyor herkes. Yolculuk haddinden fazla uzarsa buna ilk olarak çocuklar baş kaldırır. Küçük kız sıkılmışlığın verdiği yaramazlıkla yerinde durmuyor. Annesinin kucağından inmek istiyor. İniyor ama ayakta rahat duramadığı için anne tekrar kucağına alıyor. Yaramazlıkları sürdüren sevimli küçük kız minibüs içinde bir neşe kaynağı olmayı da elden bırakmıyor. Minibüsün o terk edilmiş havası yerini gülücüklere emanet ediyordu adeta. Ve bu güzelim havayı bozacak bir durum bir iltifat duyuluyor genç bir kızdan. Ve hayat artık bir yutkunmadan başkası değildir demekle yarışır halde. Görmek gerçeklik ister. Göz her zaman gerçeği göremez, sadece gördüğünü zanneder. Kör olabilmek için gözünden olmak yetmez. Gözün olması, olmazsa olmazı olur çoğu zaman.

—Ne çok tokan var.

—Onlar toka değil cihaz.

Hayat hiç olmadığı kadar sessiz. Genç kızla beraber herkesin yüzüne çarpan toka(’)t.

‘‘Ben toka sanmıştım, yine de çok güzelsin.’’

Gerçekten de Cahit Abi (Zarifoğlu) ne çok acı var, tokadan fazla.