22 Ekim 2022

Belirsizlik

Yazar: Sema Nur EKİNCİ

Gecenin ortasında, yağmurun altında, sokak lambalarının yanı sıra, cadde boyunca yürüyordum. Hırkamın kapüşonunu başıma geçirmiştim, saçlarımı omuzlarımdan aşağı salmıştım. Başımdaki kapüşon önümden gelen rüzgâra mağlup olup salıvermişti kendini. Saçlarım artık rüzgârın dansına eşlik ediyordu.

 

Hızı belli olmayan bir yürüyüşle caddeye meydan okuyordum. Dertlerimi unutmak istercesine yağmur damlalarını sayıyordum, tek tek…

 

Böyleydim… Somut dünyayı sessize almış, soyut haliyle baş başaydım. Birden bir ses duydum, kendimden başka. Ayak sesiydi. Arkadan bana yaklaşıyordu hızı belirsiz bir şekilde, benim gibi. Yaklaştı… Yaklaştı… Artık nefesini saçlarımla ensemde hissediyordum. Ne olduğunu anlamadığım bir hisle döndüm arkama. Gecenin karanlığından daha karanlık o gözlerle karşılaştım.

 

Ah o karanlık gözler… Yürümek istedim o karanlıkta. Sadece yürümek istedim. Sokak, sokak lambalarıyla loş olmasına rağmen o gözler ok gibi saplanmıştı içimin derinliğine. Ah o gözler… Karanlık olan her şeyden daha karanlık ve bir o kadar da aydınlık…

 

Tuttu kolumdan, tarifi belirsiz eliyle. Az önce yürüdüğüm yola çevirdi beni. Ben onun karanlık gözlerinde yürüyemedim belki ama o benimle yürüdü caddenin karanlık ufkuna.

 

Artık yağmur damlalarını saymıyordum dertleri unutmak için. Dert kalmamış gibiydi bende. Dünya sessizde de değildi; bilakis, dünya sessizdi… Yürüdük beraber sessizce. Hâlâ eli kolumdaydı. Yine hızı belli olmayan şekilde yürüyorduk. O yola bakıyordu; ben ona…

 

Öylece yürüdük… Hâlâ yürüyoruz…