Benim Labirentim
O gün gelse kıyamet kopar herhalde. Kopmasa bile deliye dönerim. Dönmesem bile sesim inletir yeri, göğü. İnletmese bile…
Düşüncelerinin sonucuna bakıyorum, sesi bile çıkmıyormuş insanın. Öyle bir ağırlık ki gelen, öyle bir sessizlik ki; dilin lâl, kalbin beton gibi oluveriyormuş. Ayak parmak uçlarından saç teline kadar bir sızı geliyor. En çok da kalbinin orta yerine oturuyor o sızı. Ara ara geçti mi diye yokluyorsun, nâfile.
Bir labirente girmişim de çıkış yollarımın hepsi kapanmış gibi. Labirentten çıkamıyorsun, orası artık hayatının ta kendisi çünkü.
Hallolmayacağını düşündüğün şeyler orada halloluyor, olsa ne olur? Çıkış yollarım hâlâ kapalı. Tek çıkış yolu ebedi âleme göçeceğim gün ki yolum. Orayı arıyorum. Ancak yolumu gösterenin yürümemi istediği şekilde. Beni oraya koyanın, yollarımı kapayıp, çıkış yolumu bekletenin hayrına inanarak. Peygamber efendimiz geliyor aklıma labirentin içinde.
Ölen oğlu İbrahim’in ardından “Göz ağlar, kalp üzülür fakat Rabb’imizin razı olmayacağı söz söylemeyiz”. Hâl böyle iken bizlerin elinden gelen de sebat etmek.
“Her yolcu menzile kavuşuyor bir gün.”
Diş Hekimi Asistanı

O labirenttin uçsuz noktalarındayız biz. Sonuna ulaşana kadar hasretiz.