Bi Kalkıp Silkelenme Terapisi
Olması gereken “Anneliği” peygamberlikle karıştırıyorsunuz. Biz de tebliğ etmekle mükellefiz evet ama dini manadaki gibi değil. Bilgi bize sandığınız gibi doğumdan hemen sonra vahiy yoluyla gelmiyor, tecrübelerimizden ve muhakkak eksik kalan bilgimizden geliyor, dolayısıyla hatalı olabilir. Çok normaldir. İnsan için normal olan her şeyin içinde kusur vardır. Kusur başlı başına aşırı normal bir şeydir o yüzden kusura bakılır ama takılı kalınmaz.
Aileden transfer edilen travmaların çok sattığı bugünlerde bu cümleleri kurma gerekliliği hissettim. İlk yaralarımızı ailemiz açar, bu normaldir. Onlar olmasa başkaları açacaktır çünkü. Aile kusurludur, hayat kusurludur. Annenizin oyuncağınızı kırıp atması travma değildir. Okulda herkesin yeni eşofmanı olması, sizin olmaması travma değildir. Sizin travma olarak seçmek istediğiniz şeyler, kendinize acıma duygusunun bazen ihtiyaç haline gelmesinden kaynaklıdır. Bazen kendimize acıyarak iyi hissetmeye çalıştığımızı kimse inkar etmesin. Bu, “ağlasam rahatlarım” diye düşünmek gibi bir şey. İnsan, acıdığı şeye şefkat duyup sarılır. Ama bu dipsiz kuyu. O batağa düşünce, “Kendine acıma” diyorum. O batağa düşen görünce “Kendine acıma” diyorum. Diyebildiğim kadarıyla. Diyecek yakınlığa sahip olduğum kişilere…
Ben bir çok şeyin elimizde olmadığına ve bir çok şeyin elimizde olduğuna inanıyorum. Bunu tam izah edebilmem mümkün değil. Kader üzerine milyon tanım okuyup bir çocuğa tanımlayamamak gibi bir şey. Doğru, hisle gelir bazen. Bu da benim kendimce doğrum, tanımlayamıyorum. The Shack diye bir film vardı. Filmin en ve tek can alıcı yeri baba (ana karakter) küçük kızını öldüren katili affediyordu. Tamamen manevi olarak bir af. Böylece kendine eziyet etmekten vazgeçip ruhunu o azaptan kurtarıyordu. Kendini iyileştirmeyi “tercih” ediyordu. Bu tercih çok önemli. Tercih yapacak güç ve iradeye sahip olmak çok çok önemli. Gelmek istediğim mevzu da bu “tercih”ti. Biz, hayatımız, neyi tercih ettiğimizle ilgili şekillenmekteyiz; bu hiç durmayan bir hareket. En çıkmazda hissettiğimiz hallerde bile bir tercih şansı var. Ölüm hariç.
Yaralarımızı iyileştirmeyi, ya da onlara takılıp kendimize acımayı tercih edebiliriz. Geçmiş o yüzden hep tatlı gelir. Tercih yapma sorumluluğu ve zorunluluğu daha azdır. Büyüdükçe artar. Kendimizi tek başımıza şekillendiririz. Şekli beğenmeyince çaresi kolaydır. Geçmişe ve geçmiştekilere takılı kalmak… Kendine şekil vermek çok zor. Bunda zorlanan insanlar gördükçe içten içten bir rahatlıyorum. Çünkü hepiniz güçlü olursanız ben bu zayıflıkla yaşayamam. O yüzden hatalı insanları seviyorum. Çok seviyorum. Ben de çok hatalıyım. Bütün hatalarımı seviyorum hepsi evladım gibi birini diğerinden ayıramıyorum. Sizinkilerden de güç alıyorum, sizin üzerinize basmadan. Birbirimizi böyle destekliyoruz farketmeden. Hissettiniz mi? Bir şeyler hissetmiş olmalısınız. Mevzudan mevzuya arı gibi dolaşıp buraya geldim şimdi geri dönüp hiç okumadan paylaşacağım. Siz de ayırmadığım -de -da’ ların kusurunu görüp bakmayacaksınız artık, ama bir şeyler hissedeceksiniz, söz mü:)


Çok güzeldi.
👌🥰💐