Bir Bilmeme Hali
O kadar inanmıştım ki yenilmeyeceğime. Bu sefer aynı durumu yaşamayacağım, diye kendime ettiğim telkinlerde beyhudeymiş. Elbette ki yenilmeyeceğime dair inancım da. Hem de nasıl bir beyhudelik… Evet bu sefer oldu, dedim. Olmadığını az önce öğrendim. Hayal kırıklığı boğazımda bir yumru oldu. O yumru kalakaldı orada. Yutkundum ama inmedi mideme. Kusup rahatlayamadım da. Orada, soluk borumda takılı kaldı işte. Boğarcasına. Boğmadı. Sancılı oldu, can çekiştirdi ancak boğmadı. O kadar değildi. Kaldıramayacağım bir yük değildi. Tıpkı diğerleri gibi. Öldürmedi, sadece can yaktı o kadar… Canımın yanmasını da kabullendim ama bir yere kadar. Hayata dair neşemi, umudumu tekrar elde etmek istediğimde eski ben olmadığımı çoktan anladığım bir yerdeydim. Parça parça olmuş bir yapboz gibi… Yapbozun hangi parçasından başlamam gerektiğini de keşke bilseydim. Sahi bilseydim ne değişirdi? Neşem, umudum tekrar saklandığı yerden gelir miydi? Boğazıma oturmuş bu hayal kırıklığı yeniden duman olup benden habersiz çıkar mıydı? Nefesim tekrar güçlenir miydi? Hiçbir sorunun cevabını bilmiyordum. Bu bilmeme hali canımı acıtıyordu. Ruh sancısı çekiyordum anlayacağınız. Umudumun yeniden yeşermesini istiyordum. Can suyumun kanıma karışmasına ihtiyacım vardı. Bununla birlikte ben hiçbir şey bilmiyordum. Umudumun, neşemin nasıl yeşereceğini de… Parçaları etrafa saçılmış bir yapbozdum ben. Tam bin parçalık olanlardan. Heyecanla günlerce uğraşılıp, tam da ne kadar güzel yapıldığını göstermek üzere dağılmış bir yapboz. Yaşadığım hayal kırıklığını da buna benzetiyorum. Tam hazırken hayat sahnesine, sahneden apar topar indirilendim. Kimseyi suçlamıyordum. Onu bile. O dediğim ben. Aynadaki ben. Kendime de bir o kadar kayıtsızdım. Ben diyemeyecek kadar. Evet kimse suçlu değil. Ben bile. Bu yaşanılan hayal kırıklığının illa bir sorumlusunu aramayı bırakalı asırlar geçti. Bu dertle büyüdüm, olgunlaştım ama bir yere kadar. Hayal kırıklıklarımın boğazımda bir yumru oluşturduğu yetmezmiş gibi bir de o yumru büyüdü büyüdü de dal budak saldı. Kalbimi, ruhumu zehirleyen bu yumrudan bir gün kurtulacaktım. Nasılını bilmeden. Zaten ben hiçbir şey bilmiyordum…
