Bir Fincan Kahve
Önümde içtiğim bir fincan Türk kahvesinin fincanı duruyor. Zihnim, bu boş fincan üzerinde tefekküre başlıyor. Düşüncelerim, son zamanlarda üzerinde durduğum konular hakkında oluyor. Kahveyi içtikçe, kahveden geriye kalan izleri görüyorum. Kahvenin kaldığı yerlerde izler bırakarak gittiğini fark ediyorum. İzler, fincanın üst tarafından altına doğru yol alıyor. Dairesel bir şekilde olan bu izler kahveyi içtiğim tarafta dağılıyor. Orada dairelerin düzeni bozuluyor. Kahve fincanındaki bu izler bana şunları düşündürüyor:
Bizler bu dünyaya geldiğimize göre hepimizin burada bir iz bırakabilecek kapasitesi var. İyi işler yapıp, hayırla anılabileceğimiz işler yapabiliriz. Zira kahve bile fincana konulduğunda geride kendisinden bir iz bırakarak, hatta izler bırakarak terk ediyor fincanı. Kahve bile kendince iz bırakmanın, içildikten sonra hatırlanmanın bir yolunu bulmuş. O hâlde ben de geride izler bırakarak güzel işlerle hatırlanarak yol almalıyım. Bu şekilde yol almanın bir yolunu bulmalıyım.
İçtiğim kahveden kalan izlerin bir noktada dağıldığını söylemiştim. Oradaki dağılma ise bana şunları söylüyor: Hayatta hepimizin bir iz bırakacak kapasitesi varsa eğer benim bu izi bırakmam için kabiliyetimin ne olduğunu bulmam gerekiyor. Rabbimiz hepimize bir kabiliyet verdi çünkü. Kabiliyetim yok diyen henüz kendini tanımıyordur. “Muhakkak benim de kabiliyetim var ama ben bulamıyorum.” diyenler de vardır. Kabiliyetini daha küçük yaşlarda keşfedenler de vardır. Neye kabiliyeti olduğunu henüz keşfedemeyenler, istidadını bulamayanlar, bulmak için bir yolculuğa çıkmalı. Bu yolculukta çok yorulacaklarını bilmeleri gerekir. Belki ben de onlardan biriyim. Bir alana girip deneyeceğim, olmayacak. Başka bir alana dair denemeler yapacağım, yine olmayacak. Tam oldu diye düşünüp o yolda çalışacağım, çok çalışacağım ve belki bunun da olmadığını yıllar geçtikten sonra anlayıp hayal kırıklığına uğrayacağım. O kahve izlerinin dağıldığı gibi dağılacağım. Yorulacağım, bunalacağım, üzüleceğim. Ama pes etmeyip aramaya devam edeceğim. Bileceğim ki her arayan bulamaz ama bulanlar hep arayanlardır. Kabiliyetimi bulduktan sonra da kendimi bir başkasıyla kıyaslamayıp, Allah’ın bana verdiği kapasite oranında o kabiliyetimi kullanacağım. O kabiliyetimle gönüllere dokunacağım. Kahve bile gelip geçtiği bir fincanda kapasitesi kadar iz bırakıyor, iz bırakmakla kalmıyor bu yazıyı yazmama vesile oluyor. Bir kahve bile bunu becerebiliyorsa ben de becerebilirim. Ben de güzelliklere vesile olabilirim. Tek yapmam gereken içimde bir yolculuğa çıkmak ve denemek. Buluncaya kadar aramaya devam etmek.
İçtiğim bir fincan kahve sonrası kalemimden dökülenlerle bu yazıyı yazmak nasip oldu. Bir fincan kahvenin, zihinleri nereye götüreceğini merak ediyorum. Bu yazıyı okuyanları bir fincan kahve içmeye ve tefekküre davet ediyorum.
Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezunum. “Benim hiç mi yeteneğim yok Allah’ım?” diye düşünüp, dualar edip çaresizce arayış içinde olduğum günler geçirdikten sonra yazıya yateneğim olduğunu fark etmiştim. Yeteneğimi keşfetmek adına yazılar yazıyordum ve artık keşfettiğimi hissediyordum. Aradığımı bulmuştum. Bir kitapta okuduğum şu sözü kendime ilke edinerek ömrüm boyunca Rabbimin izniyle Hakk için yazmak istiyorum: “Belki inandıklarımın hepsini yazamayacağım ama inanmadığım hiçbir şeyi yazmayacağım.”
