Hasbihal
“Düşünüyorum da,
sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek…”
Rabindranath Tagore
Yaşamak istediğimiz için mi yaşıyoruz yoksa ölmemek için mi? Düştüğü yerden kalkmaya çalışan çocuk telaşı mı yoksa hayat diyebildiğimiz korkunun adı? Hissetmiyor değilim. Bazıları yaşıyor, diğerleri ise duvarda duran gölgeden başka bir şey değil gibi. Diğerleri, işte onlar aslında çok iyi tanıdığın ama yüzü birbirine karışmış kalabalığın birer parçası. Gururları ceplerine sığmayacak kadar zengin insanlar. Hayallerini rüyalarında arayan, umutları toz pembe olmayan, elindeki yükten ziyade kalbindeki ağırlığın altında yük olan, hüzünlenmek için sonbaharı beklemeyen; her ne olursa olsun kaderleriyle barışık, sevdiklerinden önce ölemeyen, kesik kesik nefesli kalp sahipleri.
Sürekli saklıyoruz veyahut saklanıyoruz. Bazen bir duvarın ardına bazen ise duvarlaştırdığımız gözlerimizin, ellerimizin, ailemizin ve dahası arkadaşlarımızın. Çocukluğumuzdan kalan bir alışkanlığı sürekli tekrarlıyoruz. Belki çok sevmiş olduğumuz oyunun vazgeçilmezliği ya da sırf çocukluğumuzun o güzel anlarının hatırı. Nicesi bir türlü büyümemiş olan kalbimizin bir yerindeki çocuk. Her defasında bir şeyleri saklamaya muhtaç yanlarımızı gün yüzüne çıkarıyor. Her halimiz hatalıymış gibi, ilk önce hatalarımızı büyüdükçe kendimizi saklıyoruz.
Korkarak yaşıyoruz fark ettirmeden. Herkesin içinde bir yerlerde sandık sakladığı, üzerine kapı kapı kapattığı korkulardan söz ediyorum. Geceleri çözülen, başını yastığa koyduğu anda rüyası görülmemiş kabuslar oynuyor izleyicisi olduğumuz her sahnede.
Söylenmemiş kelimelerin tek kaptanı olarak engin denizlerin ortasında olanca hızla dalgalara göğüs gererek gidiyoruz; nereye gideceğimizi bilmeyerek. Oysa yaralanmaktan korktuğumuz halde sürekli bir yara sahibi olmadık mı? Anla artık, anlamalısın. Yenilmemek için savaştığımız sürece hep biz kaybedeceğiz. Meydana çıkmadan masada kaybedenlerden, ölümcül hastalığa yakalanıp hastaneye yolu düşmeyenlere; söyleyecekleri varken söyleyemeyenler, göz göze gelmekten korkanlardan, kurda kuzuyu teslim edenlere…
Kaybetmemek için değil, kaybolmamak için kalbinden ne geliyorsa yap, söyle, hisset. Fazlası fazlalıktır sadece; yapamadıkların için değil, yapamayacakların için üzülmene değmez. Aklını kullanmayanların kalbi gibi yaşama mecburiyetleri vardır. Aynaların çaldığı yalnızlığı geri al ondan ve sarıl kendine. Kendinle barışmadan başkalarıyla düşman dahi olamazsın, hissedeceksin.
“Ufukta kara bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkûm ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.’’
Rabindranath Tagore
Atatürk Üniversitesi- Kamu Yönetimi mezunu
