İslâm ve İnsan
İnsan, daima değişken bir varlıktır. Yaşam tarzını, yaşadığı çevreyi de aynı düzeyde değiştirir. Bu değişimler mekâna ve zamana göredir. Süreklilik arz edemez. Çünkü insanın istek ve arzuları tatmin edilemez. Bugün yürümek, yarın koşmak ister. Bu isteklerinden ötürü çevresel şartların ve yaşam tarzının değişmesi gerekir.
Bir insan düşünelim. Tamamı koşuculardan oluşan bir şehirde yaşıyor. Çevrenin tamamının koşucu olması üzerinde anlaşılmaz bir baskıya sebep olacaktır. Bir zamandan sonra yürüyemeyecek, yürümekten utanacak ve koşma gayreti göstererek yaşamına şekil verecektir. Çevresel şartlar ve içinde bulunduğu toplumun yaşam tarzı insanın faaliyetleri ve fikriyatları üzerinde etkilidir. Sürekli tekrar eden bu faaliyetler artık birer kural olma yolunda ilerleyecektir. Bir vakitten sonra bu toplumda koşmak vazgeçilmez bir eylem olacak ve koşmayanlar soyutlanacak, hatta cezalandırılacaktır.
Fakat esas mesele bu normlar, yani, bu kuralların doğruluğudur. Acaba insan koşmalı mı yoksa yürümeli midir? Koşmak mı yoksa yürümek mi doğrudur? Bu şehrin yolları, tepeleri koşmaya mı yoksa yürümeye mi müsaittir? Tüm bu soruların cevabı da gayet değişkendir. Bana göre bu şehir düzdür. Koşmakta bir sakınca yoktur. Fakat sana göre ise bu şehirde trafik yoğun olduğundan dikkatli bir şekilde yürümek gerekmektedir. Bu tartışmalar uzar gider. Ben koşarım bir başkası yürür. Fakat bir yerde mutlaka bir aksaklık meydana gelir. Hayat bundan ibarettir.
Bizler kendi fikir ve düşüncelerimizi hayata dikte etmeye çalıştıkça birtakım aksaklıklar meydana gelecek ve bizim fikirlerimiz başkalarının fikirleriyle çakışacaktır. Çünkü bizler beşeriz. Yanılırız. Doğruyu bulmakta zorlanırız. Tamamen kusursuz düşünemeyiz.
Gelin bir de yaratılışımıza bakalım. Allah bizleri kusursuz yaratmıştır. Bir uzvumuz eksildiğinde bu durum bizde noksanlık ve büyük oranda bir tahribat bırakır. Duyamadığımızı düşünelim. Elbette beden dili ile anlaşılabilir. Fakat asla duyma duyusunun yerini tutamaz. Başparmağımızın eksildiğini düşünelim. Kavramak dediğimiz olayı tam manası ile gerçekleştiremeyiz. Bardak tutamayız mesela. Elimizden kayar gider. Görmediğimizi düşünelim. Renk nedir sorusu gelir aklımıza. Yeşil nasıl bir şey acaba…
İşte tüm bu uzuvlarımıza baktığımızda, Yüce Allah’ın bizi hayat içinde karşılaşacağımız her şeye hazırlıklı bir şekilde yarattığına şahit olmuş bulunduk.
Bizi yaratan Allah, ihtiyaçlarımızı bizden daha iyi bilendir. Bizi bizden daha iyi tanır ve bizim için neyin hayır, neyin şer getireceğini bilir. Bundan sebeptir ki bizleri yaratan Rabbimiz bizlere yol göstermiş, eşyaların ismini öğretmiş ve nasıl yaşamamız gerektiğini peygamberler aracılığı ile iletmiştir. Allah’ın koyduğu bu kuralların dışına çıktığımızda ise yuvasından tek başına çıkmış bir yavru ceylan misaliyiz. Yolumuzu bilmeden ilerlediğimiz orman da her an bir avcının yahut bir aslanın öğünüyüz.
Kısaca, insan olarak, fıtratımız neticesiyle doğan tüm özelliklerimizi en doğru biçimde kullanabilmemizin yolu yaratıcımızın bizim için seçtiği yoldur. Bir kuralı çiğnememiz gayet açık bir şekilde görünür ki başka sıkıntılara sebebiyet vermiştir. Yine koşma örneğine gelecek olursak. Koşabilenler koşarlar. Fakat koşmaya takat yetiremeyenlerimiz ölürler. Esasen koşmak dahi göreceli bir gereksinimdir. Belki de kimsenin koşması gerekmiyordu.
Herkesin itidalli bir yaşama, düzen ve uyum içinde sürdürülebilecek bir hayata kavuşması İslâm’a bağlıdır. Çünkü İslâm, tâbî olanların yolunu aydınlatandır. Yaratıcımızın öğüdüdür. Yaşam kılavuzumuzdur. Kime yardım edeceğimiz, nereye nasıl gireceğimiz, nasıl kalkıp nasıl oturacağımız, yemeği nasıl yiyeceğimize kadar bize yol göstermiştir. İnsanlığın ahlâkını ve yaşamını güzel kılmıştır.
İslâm, insanlara özelinde tüm mahlukâta karşı davranışlarımızı belirleyen ölçüttür. Bana göre ya da benceden çıkıp, İslam’ın belirlediği çizgilere göre diyebildiğimiz vakit İslâm’ın esasları hayatımızı çepeçevre kuşatacak ve anlamlı kılacaktır. Ne için yaşadığımız konusunda bilinç katacaktır. Nasıl yaşamamız gerektiği hususunda yol gösterecektir. Hayatımız belli bir intizama kavuşacaktır. Bizler düzene muhtaç varlıklarız. Çünkü nefsimiz var. İrademiz var. Nefs ve irade bir olduğu zaman bizim için büyük bir düşmandır. Olmaması gerekenleri oldurur. İslam nefsin ve iradenin terbiyesidir.
Her şeyin bir orta yolu, en güzel biçimi vardır. Bu da İslâm’dır. Müslüman olarak İslamiyet’i, selameti, Allah’a teslimiyeti seçen bizlerin görevi teslim olduğumuz Rabbimizden gelenleri bir yaşam biçimi, bir hayat felsefesi edinmektir. Kurtuluşumuz bundadır

Yüreğinize sağlık hocam. Çok faydalı bir yazı olmuş. Devamını bekleriz 🙂