Kudüs’le Nişanlı Bir Gönül
Nişan yüzüğümüz takıldı. Amcam Salah’ın evinde olan nişanımızda sadece annem, babam, Müfide ablam ve Salah amcam vardı. İsmail’in ailesinden de sadece babası. Geriye kalan tek aile ferdi. Her şeye rağmen mutluyuz. Aylardır bu anı bekliyorduk ve şimdi yaşıyoruz. Bizim evimiz bombardıman altında kaldı. İsmaillerin evi de savaşın başladığı ilk günden beri zaten hedefteydi. Savaş başladıktan kısa bir süre sonra da evleri yıkıldı zaten. On beş Ekim iki bin yirmi üç tarihinde. O gece babasıyla birlikte haysiyeti beş para etmez düşman ordusuna karşı mücadele halindeydiler. Babası çok güçlü bir lider. Gazze halkının gönülden sevdiği saydığı bir insan. İsmail babasının izinden gitmeye gayret ediyor. O da babası gibi güçlü, dik duruş sahibi bir Müslüman. O yüzden seviyorum ya zaten… Yüzükler takıldı. Ardından Müfide ablamın bu zorlu savaş şartlarına rağmen yaptığı künefe arabiyye yendi ve nişan merasimimiz hitama erdi böylece. Elhamdülillah bugünleri gösteren Rabbimiz’e. Elhamdülillah! Dışarıda yoğun bir bombardıman. İsmail ve babası yanımıza gelip bu gece önemli bir gece dualarınızı artırın diye ricada bulunup evden ayrıldılar. Pencereden İsmail’e baktım. Gözden kaybolana kadar. Dualar ettim sonrasında. “Rabbim sen düşman ordularına karşı bizi muzaffer kıl. Onların zelil hallerini hem dünyada hem de ahirette görmeyi nasib et.” İçimde biriken duygular öfke, heyecan, mutluluk, merak ve sonunda hepsine baskın gelen duygu tevekkül… O’na sığınmak yegâne çaremizdi. Biz de öyle yapıyorduk. Rabbimiz’e sığınıyorduk. Saat gece on iki ama sanırsın ki öğlenin on ikisi. Savaş uçaklarının hırçın ışıkları her yeri aydınlık gösteriyor. Huzur veren bir aydınlık değil bu. Güneşin parıl parıl ışıltısı değil. Yine de her halimize hamd olsun. Bu zorlu günlerin ardından kolaylıkların geleceğinden şüphemiz yok. Şimdi uyumam lazım. Teheccüd namazına kalkacağız. Dua bekliyor mücahitler ve nişanlım İsmail. Gece saat üçte uyandık. Bombardımana ara verilmişti sanki. Etrafta savaş uçaklarının sesi yok. Yalnızca ağlayan kadın ve çocukların sesi duyuluyor. Pencereyi açtım Az da olsa bir hava almak istedim. Müfide ablam bana göre daha temkinli yaklaşırdı. Pencereyi kapatmamı söyledi. Zaten hava alayım diye açtığım pencereden sadece savaşın soğuk yüzü girdi. Abdest alıp iki rekat teheccüd namazı kıldık. Ablam odanın bir köşesinde sessizce dua ediyor. Anne babam da salonda Kur’an-ı Kerim okuyor. Salah amcam da kendi odasında. Her gece kalkıp aynı senaryoyu yaşıyoruz sanki. Rutinin rahmet olduğunu iliklerime kadar hissediyorum. Ben pencereye yakın bir yerde yapıyorum ibadetlerimi. Kur’an’ı Kerim’in her sayfasını değiştirdiğimde pencereden dışarı bakıyorum. Bir şey görmüyorum ama duyuyorum- sokak lambaları da bu savaştan nasibini aldı tabii- Kadınlar feveran halinde. Hasbinallah ve nimel parolası dillerinde. Çocuklar annelerinin eteklerini tutuyor. Görmüyorum ama hissediyorum. Kendimden biliyorum. Ben küçükken istisnasız her Ramazan ayında bombardıman olurdu ve ben bu ağlayan çocuklar gibi annemin eteğine yapışırdım. Annem de aynen bu bağıran kadınlar gibi aynı parolayı söylerdi: Hasbinallah ve nimel vekil! Şimdi bir savaş uçağı gecenin sessizliğini yırtarak geçti. Bu sefer gördüm. Yine huzursuzca aydınlattı geceyi. Müfide ablamın dilinde zikir. Hafif sallana sallana çekiyor. Bir yandan da bana ” Emel uzaklaş pencere kenarından!” ikazını yapıyor. Ablam çok küçükken bir Ramazan ayında tam evimizin penceresinin önünden geçtiğini söylüyor. Sonra o savaş uçağı iki sokak ötede teyzemlerin evini bombalıyor ve tüm aile şehadet şerbetini içiyor. İşte o gün2 bugündür pencere pervazlarından korkar ablam. Aklına sekiz yaşındaki Müfide gelir. Öyle söylüyor. Ablamı daha fazla endişelendirmeye niyetim yok. Uzaklaşıyorum oradan.
Sabah namazı vakti girdi. Namazlarımızı cemaatle eda edip uykuya çekildik. Sanmayın ki bombardıman devam etmiyor. Ediyor hem de hızını ve gürültüsünü artırarak. Alıştık. Bu sesler hayatımızın bir parçası. Artık ninni gibi geliyor ne yazık ki. Gözlerimi tavana kilitledim. Ne zaman uykum gelmese bunu yapıyordum. Acaba İsmail şu an ne durumda? İyiler mi? İsmail benim endişe duyduğumu bildiğinden bu konulara çok girmezdi. İyiyiz derdi her seferinde. Ben de üstüne gitmezdim. Dua ederdim ona. Bana sık sık dua et Emel derdi. Ben de uyardım bu ricaya. Direnişin mücadelesini veren bu mücahitlere sadece ben değil; kalbinde, Kudüs, Gazze olan tüm Müslümanlar dua ederdi. Fevc fevc aminler yükselirdi gökyüzüne. Bir gün bu aminler karşılık bulacak. Buna iman ediyoruz. Biz düşman ordusunun yenilgisini bu gözlerle göreceğiz. Dünya hayatında ömrümüz buna iktifa etmezse de ahiret yurdunda göreceğiz ama göreceğimiz muhakkak! Öyle ya da böyle Rabbim bizlere bu kutlu anı gösterecek çünkü vaadi var. Allah nurunu tamamlayacak! Bunları düşündükçe sekinete erdi kalbim. Uyku nihayet gözlerime konuk oldu. Şimdi uyuyabileceğim inşallah. Rüya göreceğim muhtemelen. Belki Kudüs’ü belki Gazze’yi belki de bu gece yaşanılan bu nişan hatırasını ama hepsinden önce Kudüs’ü görmek isterim ben. İsmail’den önce onunla nişanlıydım çünkü…
