24 Ekim 2023

Kudüs’ün Göğü

Yazar: Buse BAYAT

Ben bu kutsal toprakların büyüttüğü bir çocuğum. İlk duyduğum sesler şehrin üzerine yağan bombaların sesiydi, beşiğim patlamaların sarsıntısıyla sallandı. İlk oyuncağım boş mermi kovanlarıydı. İlk adımlarım peygamberlerin hatıralarına eşlik etmiş bu şerefli kentin sokaklarına karıştı. İlk gülümsemem düşüp düşüp kalkmamın yani yenilmeyişimin ilacıydı. İlk nefesimde peygamberlerin bıraktığı kutlu havayı soludu ciğerlerim. Erken büyüdüm belki… Erken tanıştım kötülükle. Erken tanıştım korkuyla ve aslında yeni doğmuştum ki ölümle de… Hatam doğmak mıydı? Bedeli korkmak mıydı? Kaderim tertemiz bomba izleri olmayan bir göğe uyanamamak mıydı? Kudüs’ün göğü hep mi böyledir? Hiç mi kuşlar özgürce kanat çırpamaz, hep mi bombalar yağar bulutlarından, hep mi rengi böyle koyudur? Siz beni tanırsınız; saldırılarda açılan canlı yayınlardan, belki ana sayfanıza düşen ölüm haberlerinden, belki sayılarla ifade edersiniz buradaki her canı. Yani benim annemi, babamı, mahalledeki arkadaşlarımı… Oysa bu canlar sayılardan çok daha fazlası. O sayının her artışı daha fazla bu topraklara düşen kan, daha fazla kabuk tutmayan yaralar, daha fazla yaşanmadan biten hayat, daha fazla arşın inlediği ana ağıtları, daha fazla zalimlerin dindiremedikleri öfke ve maalesef ki daha fazla dünyanın soğumaktan buz tutmuş vicdanı demekti. Burası kulluğu, itaati, temiz ibadetleri de gördü secdeye eğilmiş ilahi saflığın sularında yıkanmış ve arınmış insanlarda. İşkenceyi, acımasızlığı, karşı gelişleri de gördü tıka basa öfke ve kibir dolu bedenlerde.

Ben dünyanın en kadim şehirlerinden birinde doğdum. Dünyanın en sorunlu coğrafyasının çocuğuyum ben. Bu kent heybesinde huzurun ve barışın en görkemli olanını, saygı ve hoşgörünün tüm zıtlıklara kucak açtığı zamanları taşıdığı gibi savaşın ve katliamın en acısını insan onurunun talan edilişinin en korkunç anlarını, zıtlıklara tahammülü olmayanların ölüm dağıttığı zamanları da taşır heybesinde. Bu kolu daha da ağır gelir heybenin, taşıyamayacağı cinsten hani. Çünkü mazlumların çığlıkları gelir kulağına. Gözleri dayanmaz patlama sonrası etrafa saçılmış insan bedeni parçalarına ve en önemlisi eğer gerçekten taşıyorsa yürek kaldıramaz bu insanlık dramına, bu vahşete tanık olmaya; olanları sadece izlemeye, engel olamamaya, durun diyememeye… Bir çocuğa en çok içli gülümseme yakışırken korku ve endişe saçan bu simalar da neden? Kudüs; dinlerin, peygamberlerin, sultanların ana yurduyken, yani en çok barışın yakışacağı yerken, neden ölü kokuyor yolları? Bu yıkık yaşam alanları da neden? Ben bir çocuğum kimseye bir zararım yok, gücüm de yetmez zaten. Hatta iyiliğe bile gücüm yetmez benim, çünkü bu bölgenin ihtiyacı olan iyilik çok fazla. Ben doktor olup kurtaramam ki kardeşimi, asker olup savunamam ki yaşadığım bu yeri. Ben daha çok küçüğüm, sözümü dinletemem ki dünyaya ama yapabildiğim tek ve en güçlü şey tutunmak umuda. Bu gece zalimlerin sofralarında kan, gözyaşı, ana feryatları var. Bu gece bizim sofrada ise umut var yine.

Buranın çocuğuyum ben. Bahtiyar günleri ve huzur yıllarını özlerim. Bu şehrin barışa, hoşgörüye, huzura kanatlanıp uçtuğunu tefekkür ederim zihnimin derinlerinde. Zulmün pençesinden kurtulmuş ve esirliğin kalın demir parmaklıklarını kırdığını hayal ederim. Kısaca umut bu akşam da bizle. İnsana ve vicdan sahibi olanlara güzel geleceği vadedecek şekilde hem de… Sanmayın rahat ettik bu gece. Kabararak gelen karanlık dalgalar gibi içimizin kıyılarına çarpmadı değil korku demetleri, her halini bildiğimiz o duygu bu gece de buldu bizi. Sonra Rabbimizin sabredenlerle sunduğu selamı duyduk semada. Her zorluktan sonra muhakkak bir kolaylık vardı, işte bunlardı ayakta tutan bu paslı bıçakların yaraladığı yürekleri… Öfkeleri tam olarak bu şehrin tarihine ve göğüsümüzde taşıdığımız geçmişe. Ne yapsalar rahata eremezler, eremediler. Burası ve burada yaşananlar tüm müslüman aleminin meselesidir sessiz kalmak da nereden çıktı? Ümmet-i Muhammed olarak zulümler durdurulmalıydı. Bu sahip çıkmamak da nereden çıktı? Buranın huzuru üzerimize vazife iken bu sorumsuzluk da nereden çıktı? Sana rahatlık kavuşmadıkça Kudüs’üm bizlere de rahatlık yok. Ey Rabbim, bizlere Kudüs’ü koruma şerefini nail eyle, şüphesiz senin gücün her şeye yeter.