25 Haziran 2024

Nefs ve Vicdan

Yazar: Furkan ATCI

İnsanı insan yapan, ona bahşedilmiş irade ve bu iradeyi harekete geçiren duygulardır. Ancak irademiz çoğu zaman nefsimizin yönlendirmesiyle hareket eder. Nefsimiz ise bizi sadece kendini düşünen, çıkarları için yaşayan, zevki için gözünü karartan bir ruh haline büründürür. Tüm bunlara dur demek ve bu yola kilit vurabilmek her insanın elindedir. Burada esas mesele, insan vicdanının ve aklının nefsine galip gelerek belirlenmiş olgunluk seviyesine ulaşabilmesidir. Yani nefsini yenebilmesidir.
Nefsini yenen bir kimse için temel gaye, çıkarlarını değil, vicdanının sesini dinleyip Yaratıcı’nın kendisine çizdiği yolda ilerlemektir. İnsanoğlunun çıkarcı ve bencil yönüyle arasına vuracağı kilit, nefsini yenmekten geçer. Nefsini yenen kişi, her türlü hayrın kapısını açacak bir anahtara sahip olur. Hayat boyu kazanabileceği en büyük zaferi elde eder ve artık o muzaffer kişi için iyi ve güzele giden tüm yollar açılır. Nefsani engeller ortadan kalkar ve yerle yeksân olur.
İnsan olmanın bir diğer boyutu ise başkalarına yardım etmektir. Gerçek insanlık, kendimizden vazgeçerek başkalarına el uzatabildiğimiz, onların dertleriyle hemhal olabildiğimiz ölçüde anlam kazanır. Nefsini ayaklar altına almış bir insan için yardımlaşma ve dayanışma, toplumsal bağları güçlendiren ve bireyleri manevi olarak yücelten en önemli erdemlerdir. Bir insanın nefsini yenmesi, sadece kendi iç huzurunu bulmasıyla sınırlı kalmaz, aynı zamanda başkalarına yardım elini uzatabilecek bir merhamet ve şefkat kapısını da aralar.
Nefsini yenen kişi, bencil arzularının ötesine geçerek, etrafındaki insanların ihtiyaçlarına karşı daha duyarlı hale gelir. Bu duyarlılık, ona gerçek mutluluğun ve iç huzurun kapılarını açar. Başkalarına yardım etmek, insanın kendi varlığını aşarak daha büyük bir bütünün parçası olduğunu hissetmesini sağlar. Yardım ettiğimiz her insan, aslında insanlığımıza birer ayna tutar; onların yüzündeki bir tebessüm, içimizdeki vicdanın sesidir. Onların yüreklerine dokunabildiğimiz ölçüde huzur buluruz.
Kendimizden gayrısına kulaklarımızı sağır, gözlerimizi kör yapmamalıyız. Çevremizdeki acıları, sıkıntıları ve ihtiyaçları göz ardı etmek yerine, onlara duyarlı olmalı ve yardım etmek için harekete geçmeliyiz. Bu hareket, insanlık onuruna yakışan bir davranıştır ve gerçek samimiyetin ve dayanışmanın temelini oluşturur.
Gazze’de yaşanan acıları görmek, insanlık olarak elimizden geleni yapma sorumluluğumuzu hatırlatır. Maddi imkânlarımız ölçüsünde yardım etmek önemlidir. Ancak bazen elimizden gelen sadece maddi destek değil, aynı zamanda olayları duyurmak, haksızlıklara karşı sesimizi yükseltmek de olabilir. Dilimizle doğruları haykırmak, kalemimizle adaletin yanında durmak da bir nevi yardımdır. Gücümüz yettiğince müdahale etmek, yetmediğinde ise vicdanımızla, duygularımızla, fikirlerimizle destek olmak zorundayız. Unutmamalıyız ki, insani yardım sadece maddi olanaklarla sınırlı değildir; vicdanlarımızla da Gazze’deki insanlara el uzatabiliriz.

İnsanlık, vicdanın kılavuzluğunda hareket etmekle, yardım elini uzatmakla ve doğruluktan ayrılmamakla ölçülür. Gerçek insanlık, maddi ve manevi olarak elimizden geleni yapma sorumluluğumuzu unutmamaktır. Ellerimizi kardeşliğe ve yardımlaşmaya uzatmaktır. Gazze’de yaşanan acıları görmek, insanlık adına elimizden geleni yapma sorumluluğumuzu hatırlatmalıdır. Maddi olanaklarımızın yettiği kadarıyla yardım etmek önemlidir; ancak duygularımızla, düşüncelerimizle ve vicdanımızla da destek olmalıyız. Biz, ellerimizi uzatabildiğimiz kadar insanız. Ne olursa olsun elimizle, dilimizle ve tüm kalbimizle mazlum coğrafyaların yardımcısı olmaya ve onların sesi olmaya devam ettiğimiz sürece de insanlığımızı koruyacağız.