21 Nisan 2025

Ölüm Sonraların Düşmanıdır

Yazar: Kübra KILIÇ

Bugün sizlerle bir yolculuğa çıkacağız yerlerinizi alın, emniyet kemerlerinizi bağlayın. Uçuşa hazır mısınız?

Yıllardır hayalini kurduğunuz o büyük konferans, toplantı vb. için uçak ile meşhur ülkelerden birine gidiyorsunuz. Gözlerde başarının pırıltısı, kalpteki kıpırtıya eşlik ediyor. Her şey çok güzel. Yıllardır hayalini kurduğunuz o anlar için yollardasınız.

Tam uykuya dalmak üzereyken pilotun acil durum uyarısı ile sarsıldınız. Pilot uçakta bir sıkıntı olduğunu ve her an düşebileceğinizin anonsunu yaptı. Heyecan yerini korkuya bırakırken yıllar sanki saniyelik bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçiyor. Tam o sırada hostes elinde kağıt ve kalem dolu bir kutuyla geldi. Tüm yolculara dağıtıp, o kağıtlara kişilerin sevdikleri insanlardan birine mektup yazmasını söyledi. Herkes kendince birini seçti gözyaşları içinde kağıtları doldurdu. Tüm yolcular ölüm ile yüzleşirken hostesin sizi uyandırmak için seslenmesi üzerine bütün olanların bir rüya olduğunu anlıyorsunuz. Her şey yerinde ve iniş sorunsuz şekilde gerçekleşiyor.
Hayat yazının başını okurken birçoğumuz için belli süreliğine koptu değil mi? Gerçek olma ihtimali bile bu kadar ürkütücü, vahim bir durum iken gerçek halini bir düşünsenize. Onca kırgınlık, kızgınlık, söylenmeyi bekleyen dil ucunda kalan o sözler gözyaşları eşliğinde yazıldı o kâğıtlara.

Birilerini affetmek birilerine sevgimizi vs. dile getirmek için sonraları bekleriz. Beklenen o sonra gerçekten var mı, sonrası olacak mı?
Sonra ucu görünmeyen bir uçurum gibi derin ve belirsiz. O yüzden hakimiyet kurabileceğin tek zaman dilimi olan şimdiye, âna odaklan ve yaşamayı itelemeyi bırak. Belki araba iteklemeyle çalışır ama yaşam öyle gitmez.

O uçuşun korkusuyla, tüm dünyamızda önemsiz gibi gördüğümüz şeylerin ne kadar değerli olduğunu bir anda fark ettik. Bir süreliğine, hayatın hızla geçtiği bu dünyada, tüm takıntılarımız ve endişelerimiz bir kenara kaydı. O an, sadece geriye dönüp bakarken, en çok neyi kaybetmekten korktuğumuzu düşündük: İnsanlar mı, anlar mı, yoksa her an ertelediğimiz duygularımız mı?

Birbirimize söylemek istediklerimiz, bazen bir ömür boyu geçemediğimiz bir köprü gibi kalır. Bir “teşekkür” ya da “özür” sözünün arkasında yılların birikimi olabilir. Oysa her şey şu an elimizin altındayken, o duyguları paylaşmanın ertelenmesi, bir zamanlar göz ardı ettiğimiz anları kaçırmamıza yol açar.

Belki de hayatımızın anlamı, her günü sevdiklerimize, hayalini kurduğumuz o bir günü yaşamaya dönüştürmekte saklıdır. O “bir güne kadar beklemek, her anın kıymetini bilmemek” anlamına gelir. Hayat, her ne kadar anlık bir arayış gibi görünse de, sevgiyi, özlemi ve pişmanlıkları açıkça ifade edebilmek, gerçekten en büyük ödül olabilir. Kimseye, “Bugün söylediklerim yeterli değildi…” dememek için, bu anı kaçırmamalıyız.