28 Ekim 2024

Toplumsal Çöküntünün Sebepleri ve Bazı Çözüm Yolları

Yazar: Betül ATEŞAR

Çöktük.
Tam anlamıyla çöktük.

Aslımızı unuttuk, geçmişimizi unuttuk, var oluşumuzu unuttuk. Bencil, yalnızca kendi çıkarları için yaşayan, kendi çıkarına ters düşenleri acımasızca inciten bir topluma evrildik. Yaratıcımız ile bağımızı kopardık; kopan bağlarımız ile ruhsal çöküntüler yaşadık, ahlaki değerlerimiz, maneviyatımız yerle bir oldu.

Önce İslâm’ı yaşamın dışına itelediler. Namazla ibadetle sınırlı hale getirdiler. İslâm’ın bir bütün olduğunu; insanlara yararlı olma, güzel ahlaklı olma, evrensel olma değerlerini yok hükmünde sundular. Daha sonra İslâm’ı hakkı ile yaşama gayretinde olanları gerici, yobaz, cahil diye itham ederek gençler arasında dine yaklaşmayı, Rabb ile yakınlaşıp bağ kurma gayretinde olmayı savsata ilan ettiler. Gençler akranları arasında dışlanma korkusundan dinin güzelliği ile tanışma gayretinde bulunamadı. İlgisi olanlar gerçekten yaşamak isteyenler cahil, yobaz yaftası yeme korkusu ile bu isteklerini geri plana attı. Daha sonra gündüz kuşağı programları, Youtube içerikleri, süslü gösterilen İnfluencer hayatları, zevk ve haz üzerine kurulu “ikonları” örnek olarak bizlere sundular. Bu şekilde büyüyen nesil yalnızca kendi zevki, kendi ihtirasları ve ihtiyaçları bünyesinde kuruldu. Diğergamlık, empati, sevgi, saygı kavramları hiç oldu. İyi niyet adamı sefil eder inancı yerleştirildi. Ruhunun istek ve ihtiyaçlarını görmeyip yalnızca madde alemini besleyen gençler iyilik, hoşgörü, sevgi, saygı kavramlarını unuttu. Böyle böyle bu toplum çökerdi. Şimdi de bunun acısını yine en fazla yozlaşmış bu nesil yani bizler çekiyoruz. Her gün yüreğimiz ağzımızda haber bültenleri takip ediyoruz.

Eğitim sistemi değişmeli mi?
Kesinlikle!
Adalet sisteminde düzenlemeye gidilmeli mi?
Kesinlikle!
Ama önce biz düzelmeliyiz. Biz!

Öncelikle kendimizi, neslimizi inşa etmeliyiz. İslâm’ın değerlerini yeniden bünyemize katarak kendimizi geliştirip çevremizden başlayarak iyiliği, güzel ahlâkı, diğergamlığı ve yaptıklarımızın sorumluluklarını alarak, bizleri her daim gören bilen bir yaratıcının varlığını öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Bir benden ne olacak ki, demeden önce kendimizi ve ailemizi düzeltme gayretine girmeliyiz. Bu toplumunun geleceği, inşası yine bizim elimizde. Yıllar sonra bu toplumun geleceği bizim yetiştirdiğimiz çocukların elinde olacak. Yıllar sonra ne görmek, ne duymak istiyorsak bu bilinçle yeşermeli ve yeşertmeliyiz.

Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi yani;
“Zaman bendedir ve mekân bana emanettir, şuûrunda bir gençlik! Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin davacısı bir gençlik! Kim var diye seslenilince, sağına, soluna bakmadan; ‘Ben varım!’ diyen bir gençlik.”