Yaşar Usta
“ Oy gülüm gündüzüm sensiz ben…”
– Ooo İbrahim, yine dilinden düşmüyor bu şarkı.
– Pardon usta kaptırmışım kendimi
– Belli belli İbrahim…
Deyip gülmeye başladı Yaşar Usta. Altmış yaşına merdiven dayamıştı, anlardı insanın hâlinden. İbrahim yârim var diyemiyordu lâkin hâli tavrı bas bas bağırıyordu. Tabi bu durum Yaşar Usta’nın da gözünden kaçmamıştı. İbrahim hassas bir delikanlıydı. Yetim büyümüş, sevgi nedir bilmemiş. Sırf onlar kimseye muhtaç olmasın diye çocukluğundan beri çalışır evdeki annesi ve kardeşlerine bakar.
Yaşar Usta normalde asabi biri. Esnaf halkı şaşırırmış İbrahim böyle huysuz biriyle nasıl çalışıyor diye. İbrahim’e sorsak aslında işin aslı öyle değil. Tamam, Yaşar Usta öyle kolay geçinilecek biri değil fakat İbrahim çözmüş işi. Ustanın hassas olduğu konuda dikkatli olduğu için zerre azar işitmez, bir dediğini iki etmez. Eh, böyle çırağı da kim istemez ki…
Yaşar Usta yıllar önce eşini böbrek yetmezliğinden kaybetmişti. Çocukları da olmamış hiç, kimi kimsesi kalmamış Yaşar Ustanın. Lâkin bir kere dahi isyan etmemiş. Elbet yaratanın bir bildiği vardır deyip derdini ilaç bilmiş kendine. Yine bir hafta sonu İbrahim dükkâna gelen siparişleri yerleştirmek üzere arka tarafa gitmişti. O sırada Yaşar Usta’yı yaşlı gözlerle elinde kâğıt kalem bir şeyler yazar vaziyette görünce İbrahim durumu fark etmiş. Yaşar Usta’nın yanına gidip “Usta iyi misin?” diye sorunca da Yaşar Usta bu durumdan hoşlanmamış olsa gerek sesini yükselterek “ İbo, sen işinin başında değil misin!” diyiverdi.
– Usta şey, ben ağlarken görünce…
– Ulan hâlâ konuşuyor!
İbrahim kısık bir sesle “Tamam usta, kızma…” deyip işinin başına döndü. Fakat aklı ustasındaydı. Onu ilk defa böyle görmüştü.
Akşamüstü dükkândan çıkmadan evvel odasına uğramasını isteyen Yaşar Usta’nın yanına gelince İbrahim’i bir korku sardı. Yoksa işten mi çıkacağım diye kara kara düşünürken selâmını verip oturdu.
– İbrahim, diyeceklerimi güzelce dinle. Ben birkaç hafta buralarda yokum. Dükkân sana emanet. Anahtarı sana vermek için yanıma çağırdım. Seni oğlum gibi severim. Ben yarın sabah yolcuyum. Bir de şu zarfı da al, olur da benden haber alamazsan okursun.
– Nasıl yani Usta?
“Amma soru sordun be evlat…” deyip sımsıkı sarıldı Yaşar Usta. İbrahim çok şaşkındı. Sanki şehir dışına değil de ölüme gidiyordu ustası. İbrahim de sımsıkı sarıldı. Birbirlerinden helallik istedikten sonra İbrahim düşünceli hâlde evinin yolunu tuttu. Yaşar Usta’da bir hâller vardı.
Aradan tam on gün geçti. Yaşar Usta’dan da bir haber yoktu. Dayanamayıp ustasının verdiği zarfı açıp okumaya başladı.
“İbrahim oğlum ben sana hiç demedim ama ben çok hastayım, kimselere belli etmemeye çalıştım fakat artık ağrılarım dayanılacak gibi değil. Öleceğim, hissediyorum. Benim Allah’tan başka kimsem yok. Tüm mal ve varlığım senindir. Senin gibi oğlum olmasını çok isterdim. Sen benim manevi oğlumsun…”
İbrahim daha fazla okuyamadı yazılanları. Bir mermer taşın üzerine oturdu ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
“Âh, Yaşar Ustam!” diyebildi sadece.
Bu hikâyenin devamında ne mi oldu dersini? İbrahim, Yaşar Usta’nın kendisine bıraktığı mirasın bir kısmını hayır kurumuna bağışladı. Annesine ve kardeşlerine yaşayacakları güzel bir hayat sundu. Sevdiği yâri Gül ile evlendi ve bir erkek çocuğu dünyaya geldi. İsmini de Yaşar koydu.
Belki de Yaşar Usta, İbrahim’in böyle hayırlı bir evlat olacağını tahmin ederek tüm mal varlığını ona bırakmıştır. Kim bilir?

24 yaşındayım Arapça tercümanlık dersleri alıyorum. Bir yandan da yazmayı ve okumayı çok seviyorum. Müzik kulağım iyidir, bir zaman makam dersleri verdiğim oldu. Öğrenmeyi ve öğretmeyi seven bir yapım var. Farklı alanlarda derslere katılıp yeni şeyler öğrenmek bana terapi gibi geliyor. Kendine yatırım yapanlardanım. Sosyal biriyim, hayatı yaşamayı seviyorum.
