Benzerse
Bildiğimiz şeyler bize benzer olandır. Evrende “Madde” olarak tanımlayabildiğimiz (veya canlı) aslında fiziki anlamda bizi yansıtan, denk olandır. Kim bilir dünyada var olan fakat fiziki, kimyevi ve biyolojik farklılığından ötürü tanıyamadığımız ne kadar varlık vardır. Biz bu varlıklara “yok” da diyemiyoruz çünkü yok olan bir şeyin sadece zihinde de olsa bir varlık geçmişi vardır. Adını dahi söyleyemediğimiz, ismini zikredip zihnimizde ona bir biçim veremediğimiz şeyler yoktur. Hatta o şey için varlığını tanımlayacak en ufak bir izin dahi olması onu yokluktan çıkarır. Şu şekil ki madenciler bir yerde maden olduğunu bir kum taneciği kadar boyutu olan bir zerrecikten anlar ve koca bir tesisi o küçücük kırıntı bulduğu yere inşa eder çünkü bu kırıntı varlığın devamının kanıtıdır.
Hayat sadece maddeden oluşmaz. Soyut şeyler de varlığı tanımlar. Örneğin altı ayaklı bir aslan tasavvur etsem, o artık vardır. Hatta onu izah edenler Tuğba Doğan’ın kitabında bir misal olarak yer alır deyip bir yer işgal ettirirler. Kaf dağının olmadığını kim inkâr edebilir? Maddede var olan, ayakta duran birçok dağdan daha çok bilinir. Herhangi bir dağı söylesem, o dağın mevkiindeki kişiler haricinde bilebilecek olan kaç kişi vardır? Bir de Kaf dağını bilemeyecek olan?
Varlıklar sadece somutluk ifade etmez dedik. Soyut olan şeyler de varlık izah eder dedik. Bir de insan zihnini kurcalayan başka bir etap vardır ki, varlığı yok gibi algılamak. Ya da varlığı kalıbından çıkarıp, genişletmek. Zaman değişince somuttan soyuta değişen değerler… Masalımsı gerçekler…
Dünyaya ve var olana kaynaşmak. Derin bir muhabbet onların bizdeki algısına etkidir. Sesler ve görseller varlık âleminde bir algı. Yoklukla varlık arasında öznelliğe sunulmuş bir keyfiyet…
Deniz kenarında küçük bir ev, evin salonunda güzel rahat bir sandalye, yanımızda kitabımız ve elimizde sıcak bir kahve… Kitap okuduğunuzu varsayın böyle bir ortamda. Sonra başınızı kaldırın ve düşünün. Neden huzur buluyorsunuz kitabı burada okurken? Oysa ön ekranda gördüğünüz şey sadece kitap… Diğerleri ise sizin kitap okurken kendinizi o ortamda tasarladığınız fikirlerden kaynaklı bir huzur. Huzuru inşa eden böyle bir ortamda kitap okumaktan çok, böyle bir ortamda kitap okuduğunu düşünmek… Bu düşünceyi, harabe olmuş bir evde de ön ekranda kitap olan bir anda yaşayamaz mıyız? Hissettiklerimiz, zihnimizdeki tasavvurlardan ibarettir. Yıllarca soykırım uygulanan, işkence görülen kamplarda neşe içinde çıkmış insanlar mevcuttur. O insanlar, başarıyı yakalamış insanlardır. Kendileri varlık âlemine zaman, mekân tayin etmemiş varlığı özgürleştirmişlerdir. Varlığı gerçek anlamda “var” olarak algılamışlardır.
Bence varlık ne tamamen maddedir. Ne de tamamen soyut. Fiziken hissedilebilir olarak başlayıp, sonrasında zihinde devam eden, şekil alan ve yönetebildiğimiz, mekânından koparıp, sürükleyebildiğimiz somut-soyut birlikteliği yaşayan ve iki kavramı da zaman içinde devrî-i daim ederek kullanan bir yaratımdır.
Asırlar önce gökte uçmanın ütopya olduğu bir çağda, uçak, ya da uçulabilecek bir nesne var değildi. O zamanın insanının varlık algısıyla, günümüz insanının bu konuda ki varlık algısı bir olamaz. Peki, uçak var mıdır yoksa yok mudur, diye bir soru sorsak cevabınız ne olur? Var derseniz, bir önceki yıllarda yaşayanları yalanlarsınız, yok derseniz, günümüz teknolojisini inkâr etmiş olursunuz. Demek istediğim şey bu noktada kendini belli ediyor. Zamanından koparmak… Geçmişi zamanından koparıp veyahut zamanını paylaşıp veyahut zamanını genişletip, günümüzde var kılıyorsak, geleceği de zamanından özgürleştirip şu anda var kılabiliriz. Bir şeyin varlığı bizim zaman yetimizin üstündedir. Zamanı fert için başlayıp ve biten bir şey olarak değil de başlangıç ve bitiş noktasını veya başlangıç ve sonsuzluk dışından ve zamanın tüm kollarını içine alan bir nokta…
Buradan hareketle varlığı tanımlayan şeylerin başında, maddeden ileri bir şey geldiğini fark etmişsinizdir. O şey ise; zaman…
1996 yılında Gaziantep’in Şehitkâmil ilçesinde doğdum. Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi ile beraber Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünden mezun olduktan sonra Sosyoloji eğitimime başladım. Psikoloji, felsefe araştırmalarıyla beraber sürekli farklı ülkelerden, farklı görüşlerden insanlarla tanışıp bu bilimlerin gerçek hayattaki yansımasını arayarak geçirdim. Birçok dernek ve kuruluşlarda editörlük, sosyal medya uzmanlığı, iletişim ve tanıtım alanlarında görev yaptım. Şu an Ankara’da devlet memuru olarak çalışmaktayım.
