Bir Yalnızlığın Zirvesi
Hercule Savinien Cyrano De Bergerac.
Kocaman burnundan çok, büyük yüreğiyle ve kılıcı kadar sivri diliyle hatırlanan bir isim. Kendime yakın bulduğum ender karakterlerden biri. Burnunun büyüklüğü değil yalnızca, bizi birbirimize benzeten; düşlerinde kaybolan, değerlerini her şeyin üzerinde tutan o fırtınalı ruhu. Dünyayı kendi doğrularına boyun eğdirmek isteyen insanlardan birisi. Kimi zaman naif, çoğu zaman sert; dostlarına her koşulda kol kanat geren, kimseden yardım isteyemeyecek kadar gururlu, ama sevdiğini itiraf edemeyecek kadar korkak biri Mösyö Savinien.
En başta karşısına çıkan tüm fırsatları bir kenara itiyor: Kardinal şairi olma önerisini, ünü, zenginliği, kolay yoldan elde edilecek başarıyı. Elinin tersiyle itekliyor. Çünkü şiirlerinin tek bir dizesinin bile değiştirilmesi düşüncesini kaldıramıyor. Kendi kılıcı, kendi kalemi, kendi onuru, kendi şiiri. Tek dayanağı bu. Zenginlik ya da şöhret değil. Gururunun gölgesinde bir yaşamı seçiyor. Çünkü başka türlüsü, onun için hep bir hiç.
Cyrano’nun hikâyesinde hep iki “HEP” var: Gururu ve Roxane.
Birini kaybetmek, diğerini de kaybetmek demek. Gururunu kaybederse kim olduğunu unutur; Roxane’ı kaybederse neden yaşadığını… İşte bu yüzden, gururu her şeyin önüne geçer. Zenginlik, şöhret, unvanlar… Bunlar hiçtir. Hepsinden bir kalemde vazgeçebilir. Ama Roxane? Roxane’a gelince, aynı cesareti gösteremez. Kendine ait o sert dünyada, her şeyi kaybetmeyi göze aldığı yerde, sevdiğini söylemekten korkuyor. Belki de biliyor: Bazı hepler, göze alınmaz. Çünkü göze aldığın an, o artık hep değil, hiç olur.
Kimi buna inat der, kimi budalalık. Ama ben Cyrano’nun bu tavrını anlıyorum. Çünkü bazı savaşlar, kaybetme ihtimali bile düşünülmeyecek kadar değerlidir. Kendi değerlerimiz, dünyaya meydan okuyuşlarımız, “yanlış da olsa benim doğrum” dediğimiz her şey… Bunlardan ödün verdiğimizde, elimizde ne kalır ki?
Bugün dünyada orta yolu bulmak, uyum sağlamak, etliye sütlüye karışmadan yaşamak değerli görülüyor. Herkes gibi olmak ödüllendiriliyor. Ama Cyrano gibi köşeleri olan, kolay eğilip bükülmeyen bir ruha sahip olmak hâlâ bir tercih olabilir. Belki de esas olması gereken budur. Şu kısacık ömrümüzde ölüm bize bu kadar yakınken eğilip bükülmeye anlam veremiyorum.
Cyrano’nun hikâyesi bana hep şunu hatırlatır: Kaybetmek korkutucu değil. Ödün vermek, sessizce teslim olmak asıl korkunç olan. İnandığın değerlerden vazgeçersen, sivri köşelerin değil de yumuşak kenarların olursa gerçekten yaşamış sayılır mısın?
Bu yüzden, hep diyorum: İnsanın sıkı sıkıya bağlı olduğu edebi ve felsefi değerleri olmalı. Bazen dünyaya karşı Cyrano gibi durmak gerekiyor.
Gururla, yalnızlıkla, ama her zaman onurla. Çünkü belki her erkek Cyrano değildir. Ama içimizde, bir savaşta kılıcını, bir kalpte sevgisini, bir hayatta onurunu korumaya çalışan bir Cyrano mutlaka vardır.
Denizci

“Bazı hepler, göze alınmaz. Çünkü göze aldığın an, o artık hep değil, hiç olur.” Bir yerlerden tanıdık geliyor 🙂
Birazcık ilham almış olabilirim. (İntihalıntı)