26 Mart 2022

Güzel Bir Dünyanın Hatrına

Yazar: Esra ERASLAN

Devletin ideolojisine uygun şekilde giyinmediği temin edilerek kariyerine son verilmesinin ardından 1969’dan 2021 yılına değin binlerce talebe yetiştiren Melahat teyzeyi, ne vakit ulaşmak istesek namazını edâ ediyor oluşuyla birçok gence namazı sevdiren Dursun amcayı, kendi imkânlarıyla her hafta birbirinden güzel tatlılar yapıp kilometrelerce yoldan gelerek öğrencilere ikramda bulunan Gülsüm ablayı; yetimin, mazlumun yardımına dur durak bilmeden koşan İbrahim ağabeyi, Serebral Palsi hastası kardeşine hem abla hem anne olmayı tercih ederek çalışma hayatından vazgeçip kendini yazmaya adayan Tuğçe’yi, yaşıtları gibi eğlenmek yerine insanlığa faydası dokunur eylemlerin peşinde büyüyen Enes’i hepiniz bilirsiniz. Bağlamı ve imkânı birbirinden farklı bu insanların buluştukları bir payda var; dokunuşlarıyla güzelleştirdikleri hayatları ve güzelleştirdikleri hayatları ile yeşerttikleri dünya.

Her birimiz insanlığa faydalı olmak için belki de her gün “şimdi bana tekrar ne yapsam dedirtme”lere sığındık. Taşınacak suyu, kırılacak odunu aradık. Her şey biz yaşarken oldu, silinmez yaşamak suçu üzerimize kaldı. Yeniden başladık. Sıralı listelerde iz sürerken güzellikleri imâr edici bakışın ruhumuzda vâr olduğunu unuttuk demeyeceğim. Sadece, “Niçin varım, o selin üstünde bir saman çöpü olabilmek için neler yapmalıyım?” sorusuna cevap aramakla meşgulken azıcık da olsa uzak düştük. Cevabı hep başkalarının hayatlarında, eylemlerinde aradık. Yazıma bu nedenle bağlamı ve imkânı farklı insanlarla, farklı örneklerle başlamak istedim. Melahat teyze örneğin; öğrencilik hayatında sınava hazırlanma imkânı tanındı. Hazırlandı, imkânı yeniden değişti, devlet kurumlarında öğretmenlik yapmaya başladı. Ardından kariyerine son verilmesiyle tekrar değişen imkân onu donandığı ilmin zekâtını vermekten alıkoyamadı. Öğrenci yetiştirmeye devam etti. Dursun amca, Gülsüm abla mesela; birisi yalnızca dinî vazifesini yerine getirirken, diğeri ise elleriyle hazırladığı tatlıları düzenli olarak öğrencilere ikram etmesiyle güzelleştirdi hayatlarını/hayatlarımızı. Güzel hâller üzere bulunmanın, güzel sözler etmenin, güzel niyetler edinmenin güzelleştirdiği dünyalar… Nerede bir mazlum varsa oraya koşan İbrahim ağabey, değişen koşulların zorluğuna teslim olmayıp imtihan içre imkân keşfeden Tuğçe, solup gitmeyecek bir hedefin insanı olan Enes; “Niçin varım?” sorusuna imkânları ve bağlamları doğrultusunda yanıt veren insanlar. Bu insanları değerli kılan asıl şey sahip oldukları olanaklar veyahut bulundukları konumlar değil, bilakis iyilerden olma gayretiyle harcadıkları samimi emektir.

Ne akacak nehirle ne de yazacak mecrayla yolumuzun henüz kesişmediğini düşündüğümüz vakitlerimiz de oldu. Belirsizlikle süzülürken sabırla durduğumuz kapılarda, sevinçlerimizde, mağlubiyetlerimizde, zaman ayırdıklarımızda sırlanan eylemler dünyası bize ipucu vermekte. Hayat seferimizde rotamız neresi? Biz de güzelliği hayretle temâşâya vâsıl olabildik mi? İmkânın, imtihanın, istidadın farkındalığını ve bilincini kuşanarak iyilerden olma ruhunu muhafaza ederken samimi emek de baş göstermez mi?

Örnekler, sorular ve yanıtlar uzayıp gider. Bu yazımda okurken, çalışırken, yetişirken, yetiştirirken, yazarken, koşarken, tatlı yaparken dahî eserin bütününe tesir edebileceğimizi ve “Bütün seslerin dağlardan aldığı aks-i sadâda nasıl en küçük intizamın bir payı varsa…” bizim eylemlerimizin de bir hissesi olduğunu ve farklı eylemlerde de hayat bulabileceğini birlikte hatırlayalım istedim.

İyiliği bol ve inananlara dost olanın, yol gösterenin, tevekkül edenlerin işlerini yoluna koyanın, hakkı gösterenin, dilediğine fayda verenin, istediğini yüceltenin adıyla; yeryüzünü bize hizmet ettir.