17 Nisan 2022

Süt ve Dut Kurusu

Yazar: Sevim GİRGİÇ

Gün çoktan aymıştı. Sabah, bütün ışıltısı ve canlılığıyla pencereden içeri sızmıştı. Bir çift ayak kıpır kıpır evin içinde dolaşıp duruyordu. Kahvaltıyı hazırlamak için mutfağa giderken onu pencerenin önünde kuşlara ekmek ufalarken gördüm. Gülümseyip mutfağa gittim. Birkaç kahvaltılık, çay, süt ve dut kurusunu masaya koydum. Süt ve dut kurusunu görünce gözleri parlayarak gülümsedi. Biraz süt içti biraz da dut kurusu yiyip anlatmaya başladı. Ben küçükken annem her sabah bana sıcak süt hazırlardı. Her yemek vaktinde sanki bütün dünyanın telaşını bünyesinde toparlamış gibi hızlı hızlı bir şeyleri yetiştirmeye çalışırdı. O kadar hızlı hareket etmeye çalışırdı ki ayağına dolanan eteğinin sesini duyardık. Bir de içerisine eriştelerin, nohutların konulduğu tel dolabı ve rutubet kokusunu hatırlıyorum. Annemin kolları o kadar uzundu ki her şeye yetişebilir ve gücü yeterdi. Üzüntüsünü ve sevincini görmezdik ama hissederdik. Annemin yüzü bir politikacının yüzü gibiydi. Hiçbir şey yolunda değildi ama o her şeyin yolunda olduğu bir dünya sunuyordu bize. Sabah kalkmak için çalar saatleri kurup uyuduğumuz, çatı katından oyuncaklarımızı indirip oynadığımız, küçük bir şey yapınca takdir gördüğümüz bir dünya. Oradan hiç çıkmak istemezdik. Annem aynı zamanda azimli bir kadındı. Yapmak istedikleri, hayalleri, muhafaza etmek istediği şeyler vardı. Aynı zamanda da oyun arkadaşımızdı.
Süt ve dut kurusu bitmişti. Bir rüyadan uyanır gibi yüzüme bakıyordu. Yeni dünyaya gelmiş ve hiçbir şey bilmeyen bir bebeğin saflığı gibi. Bu bakışı biliyordum. Evin içinde dolaşırken bir odadan diğerine geçince yabancı bir yermiş gibi kıpır kıpır evin içinde dolaştığı zamanlarda, onu ziyaret etmek için gelenlerin yüzüne, kahvaltı masasına ve bana baktığı aynı bakıştı. Sadece dut kurusu ve süte baktığında tanıdık bir yüze rastlamış, bildiği bir sokağa çıkmış gibi bakıyor ve her defasında aynı şeyi anlatıyordu. “Ben küçükken annem her sabah bana sıcak süt hazırlardı…”