Kaçış
Savaştan kaçalı üç gün oluyor. Yüze yakın insan üç gündür yürüyoruz. Erzakımız azalmaya başladı ve çok yorgunuz. Geceleri korkudan uyuyamıyoruz. Çoğumuz hasta, yaralı. Hasta, yaşlı ve çocuklar için sık sık durup mola veriyoruz. Çocuklar, kadınlar bitkin durumda. Anneler, babalar, çocukları yesin diye sadece bir iki lokma yiyorlar. Ben en son bir dilim bayatlamış ekmek yemiştim; Onun o yavan, acı tadı bile hala damağımda. Üstelik hava 40°C. Sıcak beynimizi kavuruyor. Suyumuz yok; üstüne dudaklarımız çatlamış dilimiz damağımıza yapışmış bir şekilde yola devam ediyoruz. O kadar çok ölen oluyor ki ilk başlarda üzülsek de şu anda onlar için sevinir hale geldik bu sefaletten kurtuluyorlar diye.
En baştaki, bize yol gösteren adam benim kocam. “Hadi, az kaldı kurtulmaya” diyor. Biz bir gayretle devam etmeye çalışıyoruz ama onun da umutsuz olduğu her halinden belli. Üstelik yaralı ama bizim için yola devam etmeye çalışıyor. Bana sık sık nerelerden geçeceğimizi anlatıyor. Ona bir şey olursa ben rehberlik edecekmişim.
Allah’ım ona bir şey olmasın. Ya ona bir şey olursa!
Uzaklarda bombalanmış bir köy beliriyor, hepimizde bir heyecan dalgası… Orada geceyi geçiririz, belki yiyecek bir şey buluruz, belki de biraz su. Kim bilir…
Umut olmazsa insan yaşayamaz. Biz bir umuda tutunduk. İnsan denen canavarın, yine insana yaptığı vahşetten kaçıyoruz.
Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi- Halkla İlişkiler bölümü öğrencisi

Okurken hiç bitmesin istedim.
Çok heyecanlı
Çok güzel, çok beğendim.