Mavi Üzeri Beyaz Çiçekli
Çocukluğumdan beri her canım sıkıldığında fotoğraf albümünü aldığım gibi dedemin yanına giderim. O da hiç sıkılmadan beni dizine oturtur her fotoğrafın anısını ayrı ayrı, tek tek anlatır. Ben de sanki ilk defa dinlercesine dinlerim onu.
Bugün yine canım sıkıldı; ne yapsam diye düşünürken aklıma albüm geldi. Hemen albümün bulunduğu kitaplığa koştum ama yerinde yoktu. Anneme sordum “Babana sor” dedi. Babama sordum “Ağabeyine sor” dedi. Bir an çıldıracak gibi oldum. Kimse nerede olduğunu bilmiyordu. Koca albüm sanki yer yarılmış da yerin içine girmişti. Kendim bulmaya karar verdim. Tüm kitaplığı tek tek aradım. Çekyatların altına baktım, çekmeceleri karıştırdım; hiçbir yerde yoktu. Onu bulamadıkça canımın sıkıntısı daha çok arttı. Kendimi balkona attım. Biraz içime temiz hava çekince rahatladım ve etrafı izlemeye başladım. O anda gözüm kamelyada oturan dedeme takıldı; hiç kıpırdamadan öylece duruyordu. Biraz meraklandım hemen yanına koştum. Kendi kendine bir şeyler söylüyordu ama tam duyamıyordum. İyice yanına yaklaşınca fark ettim ki önünde albüm, elinde babaannemin fotoğrafı gözlerinde yaşlarla;
“Ah benim hayat arkadaşım… Sen gideli üç yıl oldu. Yokluğunun acısını ilk günkü gibi kalbimde saklıyorum. Seni çok özledim. Bugün mezarına gelmeyi çok istedim ama bizim oğlanın işi varmış ‘olmaz’ dedi. Kendim gelecektim ama bacaklarım o kadar uzun mesafelerde beni taşımıyor artık. Ellerimin titremesi de arttı; geçen gün de bizim küçük torunun adını unuttum. Sanırım yanına gelme zamanım yaklaştı.” diye konuşuyordu. Benim de gözlerim dolu dolu oldu. Ben de babaannemi çok özlüyordum. Dedemin yanına gittim. Hemen gözyaşlarını sildi.
“Gel kızım gel” dedi.
Eski günlerdeki gibi beni yanına oturttu.
“Senin yine canın sıkılmış” dedi. Ben de onaylarcasına başımı salladım ve başımı omzuna yasladım. Elinde babaannemle düğün fotoğrafları vardı. Dedeme nasıl tanıştıklarını sordum, başladı anlatmaya;
“Bizim zamanımızda şimdiki gibi önceden tanışma yoktu, görücü usulü evlenilirdi. Biz de görücü usulü evlendik. Ben uzun boylu, iri yapılı, kara yağız bir delikanlıydım. Askerden yeni döndüğüm zamanlardı. Bizim zamanımızda oğlan askerden dönünce, annesi hemen oğlana kız aramaya başlardı. O sıralar ben de babamın dükkânında çalışıyordum. Sen bilmezsin, büyük deden kumaşçıydı; kumaş satardık.
Ben dükkânda çalışalı bir hafta olmuştu ki dükkâna bir kız geldi. Uzunca bir manto giymiş, kocaman bir başörtü örtmüş; iri iri kahverengi gözleri, bembeyaz teni, gülpembe dudakları vardı. Dükkânda babam yoktu. Müşteri ile ben ilgilenmek zorundaydım. İki metre kırmızı kumaş aldı. O sırada tam da radyoda Al Yazmalım şarkısı çalmaya başlamasın mı!.. Bir an kızla göz göze geldik. İkimizin de yanakları al al oldu. O gün boyunca hep o kızı düşündüm.
İki gün sonra tekrar dükkâna geldi. Şansıma yine babam dükkânda yoktu. Bu sefer de dört metre, mavi üzeri beyaz çiçekli bir kumaş aldı.
Dükkâna her gelişinde beni bir heyecan sarıyordu. O sıralarda annem, “Sana kız buldum, onunla bir görüş” diye baskı yapmasın mı? Aklımda başka bir kız var, istemem de diyemiyordum. El mahkûm bulduğu kızla görüşmeye gittim. Bir de ne göreyim! Dükkâna gelen kız… İkimizinde yanakları ilk günkü gibi al al olmuştu. Sonra aileler anlaştı ve bir yıl içinde evlendik.”
Ben sanki bir masal dinliyor gibi dinliyordum dedemi. Sonra cebinden mavi, üzeri beyaz çiçekli bir kumaş çıkarttı. O gün babaannem bu kumaştan alınca dedem de onu hatırlatsın diye aynı kumaştan kendine kesmiş, cebine koymuş. Üzerine de babaannemin çok sevdiği ve sürekli eline döktüğü limon kolonyasından sıkmış. Dedem anlattıkça anladım ki ilk karşılaşmadaki mendili saklayacak kadar sevmeliymiş insan. Canım dedem benim, gözleri yine dolu dolu oldu. Kısa bir sessizlikten sonra, “Ben seni babaanneme götürürüm.” dedim. Dedemi bir heyecan sardı. “O zaman hazırlanayım.” dedi ve hızlı adımlarla hazırlanmaya gitti. Güzelce abdestini aldı. Dolabında duran takım elbisesini giydi. Ceketinin cebine de o mavi çiçekli mendilini koydu. Ağarmış saçlarını yana taradıktan sonra eline babaannemin çok sevdiği beyaz bir gül aldı. Sanki bir zaman yolculuğu yapmış gibiydim. Yıllar önceki delikanlı tekrar gelmiş, dükkânda gördüğü kızla buluşmaya gidecekti.
Sevgi böyle bir şeydi. Sevgiliden kalan bir hatıra bazen bir fotoğraf, bazen beyaz bir gül, bazen de mavi üzeri beyaz çiçekli bir mendildi. Bir de kokusu vardı sevginin; mendil üzerine dökülmüş limon kolonyası kokusu…
Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi- Halkla İlişkiler bölümü öğrencisi

Sıcacık sevgili dolu bir yazı
Çok güzel bir hikaye