Yazmak Bende Mühimdir
Ernest Hemingway, Yazmak Üzerine isimli kitabında ona yöneltilen “Öykülerinizi sonunda ne olacağını bilerek mi yazıyorsunuz?” sorusuna “Neredeyse hiçbir zaman. Uydurmaya başlıyorum ve yazarken ne olacaksa olmasına izin veriyorum.” cevabını verir. Bu, her yazarın kendi içinde verdiği cevabı sorgulatabilecek bir yanıttır.
Bundan bir süre önce, düşüncelerim şimdikinden biraz daha çocukken, Hemingway’e katılmazdım. Beni yazmaya iten şeyin, içimde fevkalade fırtınalar oluşturan duygularım ve fikirlerim olduğunu ve bu sebeple yazacağım şeyi tam anlamıyla kurduğumu sanırdım. Ancak şimdilerde anlıyorum ki; biz her ne amaç ve dürtü ile yazmaya karar verdiysek verelim, işin sonunda kalemin kâğıtta bıraktığı iz, aklımızın ve kalbimizin bitmeyen münakaşalarından geriye kalanlardır.
Arkadaşlarım bana niçin yazmayı böylesine çok sevdiğimi soruyorlar. Ben de onlara usta yazarın sözüyle cevap veriyorum:
“Yazmasaydım deli olacaktım.”
Kelimelerinizi ağzınızdan çıktıktan sonra havada yakalayıp bir yere saklayamaz, gizlemek isteseniz de yapamazsınız. Fakat yazdıklarınızı değişik yollarla tüm dünyaya duyurabilir ya da tam aksi şekilde onu sırdaş bilip saklayabilirsiniz. Ben ikisini de yapmayı sevenlerdenim. Davamı, fikirlerimi, kalemim ile insanlara aktarmak isterim. Ancak diğer türlüsü kendim için yaptığımdır.
Yazıyı sırdaş bilmemin en büyük kanıtı dört senedir günlük defteri tutuyor olmam. Bunu, yaygın günlük anlayışı ile yapıyor olsaydım bırakın yaşıtlarıma göre hayli fazla olan bir zaman olan dört seneyi, dört gün bile devam edemezdim bu işe. Sayfaların ve satırların arasında kendime bir dünya kurdum. Ne çok ciddi yazılarla kasvetli bir hava oluşturdum ne de içini absürt hikayelerle doldurdum. İstediğim her şeyi yazdığım, dertleştiğim dostum; istediğim her zaman beni dinlemeye hazır bir sohbet arkadaşı; geriye dönüp yazdıklarımı okuduğumda katıla katıla güldüğüm bir kitap… Adı ne olursa. Lakin ben günlük defterlerimi sırdaş bildiğimden dost görürüm hepsini.
Arkadaşlarıma verdiğim cevaba gelince, bu sözü duyduğum ilk andan itibaren haddim olmamakla birlikte kendimle çok bağdaştırıyorum. Çünkü eğer defterlerimi dolduran yazılarım ve günlük defterlerim olmasaydı korkarım delirebilirdim. Konuşacak kimsem olmadığından değil, konuşacak kişi mutlaka var ancak benimki çoğunlukla kendi fikirlerimi, düşüncelerimi, duygularımı ve hayallerimi yazdığım yazılar. Rahatlama vesilem tek bu değil elbette. Kafamda bir dünya dolusu kurgu var. Birçoğunu hikayeleştirerek yazıyorum. Bazıları ise hâlâ aklımda bir yerlerde sayfalarla buluşmayı beklemekte. Allah’ın izniyle onları da bir gün yazacağım.
Ben Hatice. Okumayı, yazmayı, öğrenmeyi çok seven sıradan bir lise öğrencisiyim. Teşekkür ederim…

Kendi içinde mısraların ve kelimelerin talebesi. Dışarıda Görsel İletişim Tasarımı öğrencisi. İkisini kavuşturup Türk televizyonları için dizi senaryoları yazmak istiyor.

Daha önce kendimle bu kadar çok bağdaştırdığım bir yazı okumamıştım sevgili Hatice. Yazını okurken kendi kendime duraksayıp bende böyleyim dediğim öyle yerler oldu ki. Aynı zamanda bunu öyle güzel samimi bir dille aktarmışsın ki okuyucuya, tıpkı daha yeni demlenmiş bir çay içerken ki duyumsadığım o tatlı sıcaklığı hissettim içimde. Ve kalemimizden dökülen sözcüklerin kendi sonlarını kendileri tamamlamaları da değindiğin çok… Okumaya devam et »
İlk yazını tebrik ederim
Harika 🧡