29 Eylül 2022

İstanbul, İstanbul ve Ben

Yazar: Hatice Hazal GÖKÇİMEN

Dakikalardır pencerenin önündeyim, caddeyi izliyorum ve bunu tartıyorum zihnimde. Gerçekten mi ya! Hayır, yavaş yavaş çıldırıyor olmalıyım… Çok mu roman okuyorum ne? Ah işte o son macera kitabına başlamayacaktım… Neyse. Hakikaten durdum bir an ve düşündüm; neydi tüm bu hadisenin bendeki tezahürü? Güldüm. Bir kameram olsaydı şu saniyelerden bir kısa film çıkartabilirdim. Başrolünde gökyüzü ve İstanbul olurdu. Evet, İstanbul’dan uzakta bir İstanbul…

***

İnsanın koskoca cihanda gidecek yeri yokmuş gibi hissettiği anlar olur hani. İç sıkıntılarının, boğazımdaki o melun yumrunun, ağzıma dolup da dışarı çıkamadığı için içimde patlayan çığlıkların arasında, kendime bir ‘kaçış rampası’ buldum: Mümkünse gökyüzüne bakıp iğne ucu kadar da olsa bir mavilik yakalayabilmek. İşte en hoş tebessümümün sebebi.

Son zamanlarda biri daha katıldı bu küçük oyunumuza: İstanbul!

Evet, hiç alakasız görünebilir ama öyle değil işte. Yukarıdaki gibi bir durumda kalbime “Sakin ol, hâlâ İstanbul’dasın.” diye fısıldadığımda nasıl hoşuna gitti bir bilseniz! Ara sıra hatırlaması ve şükretmesi lazım insanın. Böyle köklü ve dünya medeniyetlerine başkentlik yapmış ayrıca İslam’da fevkalade büyük yeri olan bir şehirde yaşıyor olmak; bu tarih sahnesinin İstanbul perdesine Müslüman bir genç olarak çıkabilmiş olmak ne büyük mutluluk… Her biri hakkında kitaplarca hikaye yazılabilecek semtleri, şiirlerin mısralarını dolduran Boğaz ve Haliç’i düşündükçe gönlünde tomurcuk tomurcuk çiçekler açıyor insanın.

O yüzden ne zaman canım sıkılsa bulduğum bir delikten gökyüzüne bakıyorum.

Ve ben gökyüzünün olduğu her yerde İstanbul’da olduğumu biliyorum…

Not: Bu satırları yazdıktan sonra sayfalarca İbrahim Tenekeci’nin büyükşehirlere olan sitemini ve köylere, kasabalara olan güzel düşüncelerini okudum. Güzel haber, kıymetli yazarımız da İstanbul’a ne olursa olsun kızamıyor. Evet, vazgeçmedim…