7 Ekim 2022

Hardal Tanesi

Yazar: Nuseybe KAYA

Sayısız günahlara batmış olmanın hüznü ve kederiyle sokaklarda avare avare dolaşıyordu Ali.

Hem pişmandı yaptıklarından hem de yapmaya devam ediyordu. Sürekli kendi ile çelişiyordu. Ona göre günahların haklılık payı vardı çünkü. Ailesiyle sorunları vardı, sosyal hayatı berbattı ve istediği bölümü kazanamamış ve puanının yettiği bir başka bölümde okuyordu. Hardal tanesi kadar bile umudu kalmamıştı dünyaya dair ve her sorunu için ayrı bir günaha batıyor, günah işlemek için sürekli bir bahanenin arkasına sığınıyor, kendine sürekli yalnız olduğunu hatırlatıp duruyordu. Halbuki yalnız değildi. Onu yaradan Allah-u Tealanın, rabbinin varlığını unutmuştu. “And olsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız (Kehf Suresi /16)” ayet-i kerimeyi unutmuştu.

Ali yürümeye devam ederken şeytan ona günlerdir düşündüğü şeyi tekrardan fısıldadı. Ali uzun zamandır kendini öldürmeyi düşünüyordu ama bir türlü yapmamıştı çünkü intiharın günahını biliyordu. Ama zamanla çeşitli günahlara battıkça artık Allah korkusunu yitirmişti.

 

Ali’nin adımları hızlandı, bir yandan da kendini nasıl öldüreceğini planlıyordu. “Sabırlı ol oğlum birazdan bitecek bu eziyet.” diye kendini avutuyordu. Aslında kendisini cehennem çukuruna atacağından habersizdi. Nihayet eve vardı.

 

Ali öğrenci evinde kalıyordu. Eve geldiğinde kimse yoktu. Herkes ayrı bir alemde günaha batmakla meşguldü. Ali hemen eşya taşırken kullandıkları urgana benzer ipi aramaya koyuldu. Evin altını üstüne getirdi ve en sonunda aradığını buldu. İpi tavana astı ve boynuna geçirecek şekilde ayarladı. Ayağının altına da bir sandalye aldı. İpi boynuna geçirdi, sıktı ve sandalyeyi güçlü bir şekilde ayaklarının altından attı .

 

Ama kendini bir anda yerde buldu, ip kopmuştu ve emeline ulaşamamıştı. Ali çok sinirlendi, ayağa kalktı ve öfkeli adımlarla balkona doğru koştu. Kendini asmayı becerememişti ama kararlıydı bugün bu iş bitecekti. Balkondan aşağıya doğru baktı bir anda içini bir korku kapladı. Az önceki cesaretini kaybetmişti.

 

Ceketini aldı ve kendini tekrardan sokaklara attı. Yolda yürürken yerde bir cüzdan gördü, az ilerisinde ise yürüyen bir adam vardı. Cüzdanın o adama ait olduğunu düşünerek seslendi fakat adam onu duymadı. Adamın elindeki bastondan görme engelli olduğu anlaşılıyordu. Görme engelli birinin bu saate sokakta olmasına şaşırdı ve adamın peşine takıldı. Adam köşeyi döndü, tam izini kaybettiğini düşünüyordu ki cami avlusuna girerken gördü. O camiye girene kadar cemaat tekbir almış ve çoktan sabah namazını eda etmeye başlamıştı. Ali sessizce bir kenarda cemaatin namazının bitmesini bekledi. Yıllar sonra ilk kez geliyordu camiye. Onlar namaz kılarken o da camiyi inceliyordu. En son ne zaman camiye geldiğini hatırlamaya çalışıyordu ki cemaat selam verdi. Ali hemen yerinden kalkıp cüzdanını düşüren amcaya yöneldi. “Amca cüzdanını düşürmüşsün. Sana seslendim ama sen duymadın. Peşinden buraya kadar geldim.” dedi. Cemaatten birisi “Amca hem görme hem de işitme engellidir. Seni duyamaz, boşuna anlatma.” dedi. Ali çok şaşırmıştı. Hem görme hem de işitme engeli bir arada olan biriyle ilk defa karşılaşmıştı. Ali amcanın ellerini tuttu ve cüzdanı amcanın avucuna bıraktı. Amca eliyle cüzdanını yokladı, sonra da cebini yokladı ve kendi cüzdanı olduğunu anlayınca Ali’yi tuttu. Ona sarılarak etti teşekkürünü. Ali hala şaşkınlıkla amcayı izliyordu. Cemaatteki şahıs Ali’ye aslında amcanın 10 yıl önceye kadar sadece işitme engelli olduğunu, görme yetisini sonradan kaybettiğini ama bir vakit bile olsun cemaatle namaz kılmayı terk etmediğini anlattı. Ali çok duygulanmıştı. Dizlerinin üzerine çöktü ve ağlamaya başladı.

O hiçbir engeli bulunmadığı halde namaz kılmaya yanaşmazken bu amca her vaktini camide eda ediyordu. Bir de Ali üstüne üstlük dertlerini bahane edip sayısızca günah işlemişti. Halbuki dert sanıp kalbimi yorduğum hiçbir şey dert değilmiş, diye geçirdi içinden. Amca isyan edebilirdi; Allah’ım neden başıma bunlar geldi, diye namazından vazgeçebilirdi ama ne olursa olsun kulluğunu yerine getirmekten vazgeçmemişti. Ali çok utandı kendinden. Daha 2 saat önce dert dediklerini bahane edip fütursuzca kendini asmaya kalkışmıştı.

 

Ali ayağa kalktı, amcaya sarıldı, abdest aldı. Ardından iki rekât namaz kıldı ve tövbe etti. Tam elini yüzüne sürerken uyandı. Yataktan kalktı, kan ter içindeydi. Rüya görmüştü Ali. İntihar girişimi, cüzdan, amca, cami… Hepsi rüyaydı. Ali saate baktı; sabah namazı vakti girmek üzereydi. Abdestini aldı ve rüyasında gördüğü camiye gitti. Cemaatle namazını eda etti. Namazdan sonra Ali hala gördüğü rüyanın etkisindeydi ve imamın yanına gidip rüyasını anlattı. İmam da ona gerçekten böyle bir amcanın var olduğunu ancak iki yıl önce vefat ettiğini söyledi. Ali dehşete kapıldı ve gözyaşlarına boğuldu.

 

Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi o bilir. (Kasas/ 28)

 

Hidayetin nereden nasıl geleceği bilinemez. Bazen bir rüya yoluyla bazen de direkt kalbe zuhur edebilir ama hidayete ermek için bunu gerçekten kalpten istemek gerekir.

“Allah’ım bizleri yolundan ayırmasın, istikametinde daim olanlardan kılsın”.(Amin)