11 Aralık 2022

Araf

Yazar: Necati YÜCE

Bilirim, ölümler ne yalnızlıklarda gelir.
Yorgun sabahların, henüz güneş doğmamış günlerin birindedir o acı.
Kaldırabilecek miyim ansızın gelenleri, bir isyanın gölgesinde?

Kelimelerin anlamsızlaştığını düşünüyorum. Bir kelime her şeyi anlamsızlaştırabilir aslında. Kelimeye ne mana vermek gerekirse o duyguyu taşır. Kelimeler anlamlara gelmiyor. “Senden uzaklaşmaktan korkuyorum.” Sahi neydi bu cümle? Ne mâna taşırdı ki; unutmuştum. Çok zamanlar önceydi. Uzaklaşmak kelimesini anlamlandırabildiğim, her şeye coşkuyla karşılık verebildiğim, gönül yorgunluğunun ne olduğunu bilmediğim zamanlardı. Kelime dağarcığım genişti. Anlamları kelimelere döktüğüm, anlamsızlaşan duyguların var olmadığını düşünürdüm. “Bir garip hayat…” cümlesiyle söze başlar, gönlümden geçenleri olduğu gibi dökerdim ortaya. Konuşmak, daha fazla konuşmak insan yüreğini sızlatıyor.

Uzun zamandan beridir ilk defa yaşıyorum bu durumu. Ölüm ile nefes almak arasındaki çizginin tam ortası gibi. Ölmüyorum ama nefes aldığımı hissedemiyorum. Araf denilen durumu yaşıyorum olsa gerek. Bilmiyorum araf nedir? Yalnızlığın en dip bulmuş hâli mi? Yoksa ölüm ile nefes arasında kalmak mı? Biliyorum, bir nefeslik ömrüm kaldı. Yürekten vurulup da ölmek ne acı. Yaşamak olmuyor bu; arafta infaz…

Yutkunuyorum. Konuşamıyorum. Üzerimdeki yorgunluğun tarifi imkânsız. Her şeye bir derman vardır. Gönül yorgunluğuna hiçbir şey fayda etmiyor. Tüm kelimeler sessiz sedasız kayboluyor insanın zihninde. Karşılık bulmuyor düşüncelerin. Etrafındakilerin anlamasını bekliyorsun. Ama beklemek; bir insanın, kelimelere sığdıramadığı duyguları körelten değil miydi?

“İnsan sevdikçe küçülür, sevgisi kadar büyük görünür.” Sevda çocuk aklı gibidir. Saftır, temizdir, berraktır. Kelime ise “ölüm ile araf” arasını anlatabilmektir. Kelime histir, hayattır. Kelime gerçek ile arana mesafe koyandır.