Kahve Çekirdeği
Her yeni başlangıç gelecek olan bir bitişi mi müjdeler?
Peki sonu yokmuş gibi hissedilen anlar? Yaşamak mı, yanmak mı?
Hepsi meçhulde kalan soru işaretleriyle dolu olan heybeden birkaç pare.
Hayallerin harcanamayacak kadar güzel demişti…
Geçmiş zaman eki can acıtır. Peki insanı delirtir mi? Zira ben hissediyorum, içimde bir şeyler parçalanıyor. Pare pare ruhum döküldü ayak diplerime. Geriye yarım bir akıl, birkaç hüzün ve bir ince sızı…
Sahi yaşama değer ne kaldı? Yaşamak hangi renkti?
Yeşil miydi? Ya da mavi? Belki de pembe şöyle tozumsu olan…
Peki delirmek? Hiçbir renk yakışmıyor ona. Kendine has bir boşluk, içinde hiçbir şey barındırmayan. İnsan ne için yazardı? Çok okuduğu için mi? Belki de delirmeden son mantık kırıntılarını imza olarak bırakmak içindir.
Söz uçar yazı kalır denmiyor muydu?
Hissediyorum son satırlar şu parelenmiş sadrıma sığmayanlar… Burnuma dolan bu kahve kokusu delirmenin eşiği mi?
Ellerim veda kokuyor demişti bir abla. Baba evindeki sabunun kokusuyla aynıymış kullandığı sabun.
Peki benim ellerim?.. Kaç veda sığar bu avuçlara, sayamadım.
En sonu kendime bıraktım. En son vedayı kendime ediyorum.
Arkada Sezen “Sen ağlama” diyor. Ardından devam ediyor “dayanamam ağlama göz bebeğim sana. Kıyamam al yüreğim senin olsun, yüreğim bende kalırsa yaşayamam.” diye bitiriyor nakaratı.
Yaşayamıyorum, seyyah yüreğim bende kaldı bir avuç düş ölüsüyle.
Yük ağır ve ben yorgun.
Erken yaş tecrübeleri heybemden taşıyor. “Böyle olsun istemedim.” cümlesi şimdi bir fısıltı gibi dudaklarımda.
Çocuktum, küçücük körpe yavru… O zaman da canım çok acırdı. İzlerime bakardı annem. “Büyüyünce geçer” derdi. Geçti. Geçiyor; hissetmiyorum, görmüyorum. Büyümek bu mu?
Canım yanıyor ve bunun bir tarifi yok.
Kahveyi çok severdin. Kırk yıl hatır var aramızda derdin. Vefa bilmeyene veda yakışırdı, öyle değil mi?
Yaşam boyu ani vedalar içinde kaldım. İnsan en çok korktuğu şeyi yaşamadan ölmezmiş. Ani vedalar korkum olmuştu birçok elvedanın ardından. Şimdi ise korkumla yüzleşip, en son vedayı ben yapacağım. Vefa değil, veda layıkmış bana. Geç oldu ama kabullendim.
Şimdi bir avuç kahve çekirdeğini son akıl kırıntılarımla öğütüp pişireceğim. Hayır hayır, vefa değil, veda kahvesi bu. Geldiğim gibi gideceğim, sessiz ve kimsesiz…
Öyle gelmişim ben, doğumumdan kimsenin haberi olmamış. Bir şey nasıl başlarsa öyle devam eder derdi annem. Yaşadığım her dem de sessizdi. Sessiz çığlıklar atarak yürüdüm tüm yolları. Başladığım gibi bitiriyorum şimdi de bu satırları…
Her doğuş gelecek olan ölümün bekçisiydi. Ve her an, anı olarak geçmişte kalır. Yaşamak yanmaktı, delirmek ise yakmak. İster gemiyi ister limanı. Ve yazmak benim için cümlelerin arasına yaşanmışlığı sıkıştırmaktı. Koca bir yok oluş kaç satıra sığar?
“Gönlüm seni arıyor. Neredesin sen?” demişti üstat.
Sadrım sığmaz oldu satırlara. Sahi neredesin sen?
Sözler unutuldu, yazılar sabit…
Vesselam.

Güzel bir yazı veda etmek için her şeye
Bu bir yıkım olmamalı, aksine bir inşa. Her şeye yeniden başlarcasına. Ilk ve yerinde.
Tebrikleri borç biliriz. 👏🏻