Doyumsuzlar
Efendiler, sizlerin de bildiği gibi maalesef zor vakitlerden geçmekteyiz. Peki bunu biz mi abartıyoruz yoksa bizi yönetenler mi böyle düşünmemizi istiyor? Bu soruya kısaca yanıt bulmaya çalışacağız.
Günümüzde olduğu gibi tarihteki tüm milletlerin üç büyük sorunu olmuştur. Bunlar sırasıyla şöyledir: ekonomik krizler, savaşlar ve hastalıklar. Sizlere bunların hepsinin sebebinin yalnızca para olduğunu söylesemdim bana ne derdiniz? Daha doğrusu aç gözlülük. İzah etmeme izin veriniz.
Dikkat ettiyseniz bir sıralama verdim; ekonomik krizler, savaşlar ve hastalıklar.
Devletler zenginliklerine zenginlik katmak için savaşır. Mağlup olan devletin ekonomisi mahvolur ve halkın vergisine dayanırlar. Tabi bunu genellikle din adamlarının da yardımıyla yaparlar. Devletin ekonomisi kötü olur da halkın maddi durumu iyi olur mu? Vergisini ödeyemeyen halk zindana atılır.
Hastalıkla baş edemeyen devletler hastalığa ilaç bulmuş devletlerden destek istediğindeyse yine araya para girer. Eğer gerekli miktar karşılanırsa hiçbir sorun yok ama karşılanamazsa işte o zaman sayısız ceset ve cesetler yüzünden artan hastalık…Bu söylediklerim aslında bir nevi kısır döngüdür. Günümüzde dahi devam eden bir kısır döngüdür.
Örnek vermek gerekirse yine çeşitli hastalıkların tedavisini bulan şirketler var. Ama sizlerin de tahmin edebileceği gibi bu tedavilerin fiyatları dudak uçuklatan cinsten. Buna sadece sağlık yönünden bakmayalım. Aynı şekilde yine devletler petrol, altın, elmas gibi çeşitli yeraltı kaynaklarını elde etmek için savaşıyorlar. Birçok devlet de, devlet yöneticileri ve din adamları refhlarına refah katmak için kutsal değerleri kullanmaktan çekinmezler. Onlar para ve huzur içinde yaşarken sefil bir hayat yaşayan halk tepki gösterince de yine dini kullanarak durumu yatıştırmaya çalışırlar. Bu da bize ilk sorumuzun cevabını veriyor efendiler: “Zor zamanları biz mi abartıyoruz yoksa bizi yönetenler mi öyle düşünmemizi istiyorlar?”
Bizi yönetenler böyle düşünmemizi istiyorlar.
İkinci sorumuzun cevabı ise gayet net. “Savaşların, ekenomik krizlerin ve bitmek bilmeyen hastalıkların sebebi nedir?” Devlet yöneticilerinin ve üst tabandaki insanların doyumsuzluğudur. Bunlar öyle açlar ki efendiler şu koca cihan doyar da bunlar doymak nedir bilmezler. Tabi tüm sebebi bunlar değil. Maalesef halk olarak aynı doyumsuzluk hepimizde var. İçimizde öyle bir kıskançlık var ki bizde olmayıp başkasında olan her şeyi istiyoruz. Sonra da istediğimiz şey değersizmiş gibi onu küçük görüyoruz. Bazen de istediklerimize ulaşmak için başkasının ayağını kaydırmaktan çekinmiyoruz. Tıpkı ruhsuz bir canavar gibi.
Diyor ya hani Nazım Hikmet, “Küçük bir mutluluk istiyorum. O kadar küçük olsun ki, istemesin kimse onu benden.”
Ey koca Nazım Hikmet, sen de çok iyi bilirsin ki bu insanoğlu kendisinin olmayan en küçük şeyi bile ister. Elde etmesinin ardından da bir çöp gibi kenara atar.
Uzun lafın kısası insanoğlunun gözünü para ve güç hırsı bürüdüğü için yüzyıllardır refah görmemiş böyle giderse de görmeyecektir. Nice heykel süzdüm duygu barındıran, nice beden süzdüm içerisin de ruh bulunmayan.
