Her Soluk Bir Kanat Çırpınışı
Uzun bir yola çıktık bugün de. Usul usul tütüyor çayımın buharı.
Bu mevsim hep böyle olur buralar. Dışarıda bembeyaz, sakin, ilmek ilmek işleyen bir soğuk. İçerideyse öğrencilerimin yüreğimi ısıtan şen gülüşleri ve karanfil kokan açık çayımın buharı.
Bu mevsimde hep böyle olur. Memleketimden buraya uzun yollar aşıyorum. Bazen boy boy ağaçları sayarak, bazen uçsuz bucaksız uçurum kenarlarını, bazen de dümdüz bozkırları aşarak. Burası yeni memleketim. Memleketimden geldim, aştım yine dağ, bayır. Öğrencilerimle kavuştuk. Onlar da beni beklemiş benim onları beklediğim gibi. Her birinde kendimden izlerle karşılaşıyorum. Bu kadar aynayla yüz yüze olmak bazenleri sızı oluyor ciğerimde.
Bu mevsimde öğrencilerim, kar tanelerinin aksine daha çok yanaşıyorlar birbirlerine. Sımsıkı sarılıyorlar. Kışın soluğumuza işleyen acısı aşamıyor birbirine dolanmış kollarını. Kar tanelerinin her birinin kendine has şekli vardır, diyorum. Hepsinin farklı bir deseni var. Farklı bir şahsiyeti. Ancak özünde sudur hepsi. Sıcak yaz mevsiminde yer yüzeyinden en zerre halinde yükselerek arşa doğru, her yükselişte daha çetin bir soğuğa göğüs gererek, yeryüzüne o birbirine hiç benzemeyen ama aynı zerrede hercümerç olan özel şahsiyete dönüşerek inivereceklerdir; kirpiğimizin uçlarına, avuçlarımızdaki kader çizgisi boğumlarına… Böylece bir dersim daha bitecek. Öğrencilerim hayretle koşuverecekler karlar arasına. Bu defa kar tanelerini yakalayıp şekillerine bakmak isteyecekler. Şimdi çayımın buharından daha sıcak olacak dışarısı, içim üşüyecek. Benim de yüzüme vuracak arşın bilmem kaçıncı katındaki rüzgar. Ben kimin kader çizgisinde yok olup akacağım avuçlarından bilemeyeceğim. Yarın yine memleketimden bir memlekete gideceğim ve belki de güneşli günler anlatacağım. Bu defa güneşten olan ancak güneşin yalnızca bir yansıması olan ışık huzmelerini anlatacağım. Bu defa güneş daha da büyüyecek gözlerinde ve hayretle ışığın göz alan oyunlarını takip edecekler. Ve bir minik yürekten bir ışık tanesi serpiliverecek. Yine geleceğe bir tohum ekeceğim. Ve onu çetin rüzgarlara, alacalı karanlıklara, çakıllı yollara bırakacağım. O da uçmayı yeni öğrenen serçe misali çırpacak kanatlarını. Bir, iki, üç… Derken gökyüzü şenlenecek. Ve ben yine memleketimden başka bir memlekette bu defa kanat çırpınışlarını duyacağım minik serçelerimin. Göğümün yüzü şenlenecek. Güneşe doğru bir adım daha gideceğim ve bu defa yüzümde güneşin sertleştirdiği bir kaç işaret olacak . kanat çırpınışları yüreğimde birer kalp atımına dönüşecek ve miniklerimin her kanat çırpışında ben de soluklanacağım. Göğsüm genişleyecek bu defa. Hangi avcun kader çizgisinde eridiğimi bilemeyeceğim. Yalnızca gönüllere ekebileceğim birkaç iyi niyet ve umut tohumları biriktireceğim. Beni hayata bağlayan halatlarım olacak o tohumlar. Her biri çınar olup, ardıç olup tutuverecekler toprağa kavuşmuş bedenimi. Yükseklere birer basamak gibi uzatıverecekler dallarını. Ve serçelerim gelip konacak o dallara. Her kanat çırpışı bir soluk, her soluk bir kanat çırpınışı… Ben bu memleketten memleketime göçeceğim. Orada bambaşka bir mevsim beni bekleyecek.

Çok güzel yazmışsınız yaptığınız betimlemelerle kendini öykünün içinde bulabiliyorsun. Yüreğinize kaleminize sağlık.
Teşekkür ederim.🌼
Akıcı bir üslub ile naif betimlemelerin yer aldığı öykünüzü tebrik ederim.
Teşekkür ederim 🍀
Okudukça memleketimi buldum kaleminize, yüreğinize sağlık ve hep var olsun o güzel kaleminiz.
Teşekkür ederim 🤍