Hikâyen Bu Kadar Mı?
-Sen başlat, dedim.
-Neyi, dedi.
-Neyi olacak muhabbeti… Benim canım sıkkın, bugün de seni dinlemek istiyorum.
Durdu baktı, baktı…
-Okula gidiyorum, ödev yetiştirmeye çalışıyorum, içime dönüyorum… O kadar, dedi.
-Bitti mi, dedim.
-Evet dedi.
Şaşırdım sordum şaşkınlığın verdiği boşlukla.
-Hikâyen bu kadar mı?
-Evet, dedi zoraki.
O an bu kadar olmamalıydı, dedim kendi kendime ve biraz da seslice. Anlamlı hikâyelerimiz olmalıydı. İnsanlara anlatmak için değil; Rabbimize anlatmak için…
Amel defterimizi alacağımız güne hazırlıklı olmaktan başka bir seçeneğimiz yoktu. Müslüman’dık elhamdülillah, madem Müslüman’dık; Müslümanca yaşayıp amel defterimizi süsleyecek, hatırladıkça iyi ki yapmışım dediğimiz, sadece Rabbimizin rızasını gözettiğimiz hikâyeler biriktirmeliydik. Sırf bu yüzden yaratılmadık mı zaten?
Allah’ı razı etmek gibi bir derde dûçar olduğunda hikâyeler de peşi sıra gelmiyor muydu?
Öyle masal kahramanlığından bahsetmiyoruz. Küçük deyip basite aldığımız işler belki de Rabbimizi razı edecek işlerdi. İyilik miydi? Karşılığı Allah’tan mı bekleniyordu? O zaman küçük büyük amel diye ayıramazdık zaten. Hangi amelimizle O’nu razı edeceğimizi bilmiyoruz çünkü…
Madem dünya hayatı zor, madem bu zorluk yalnız ve yalnız cennet uğruna çekilir; o vakit hikâyemizi nakış nakış dokuyalım. Erhamürrahimin olan Rabbimize “Elhamdülillah!” diyerek anlatacağımız hikâyelerimizin olması duasıyla.
Vesselâm.
