Yalan Romanında Dil-Yazı Tartışması
Giriş
İnsanlar, insanlık tarihinin başlangıcından beri bir iletişim içindedirler. Ve insan beyninin gelişmesiyle eşzaman olarak insanların dili de gelişir. Çünkü insan beyni geliştikçe daha karmaşık düşüncelere ve fikirlere sahip olur ve bu yüzden dili de genişler. Yani kısaca insan dilinin zamanla gelişmesi, Charles Darwin’in ortaya attığı evrim ile de bağdaşıktır. İnsan evrildikçe ve beyni gittikçe geliştikçe, insanın dilinde de değişmeler ve gelişmeler meydana gelebilir.
Fakat bu inceleme yazısında soracağımız en büyük sorulardan birisi: Önce dil mi vardı yoksa yazı mı vardı? Tahsin Yücel, Yalan romanında da bu sorunun cevabını romanın kahramanları üzerinden cevaplamaya çalışır.
Dilin Yazıdan Önce Var Olduğu Tartışması
Kitap genel olarak yazının dilden önce var olduğu, farklı dillerin insanları birbirinden yozlaştırdığı, ne kadar kelime türetilirse o kadar anlamsızlık ortaya çıktığını anlatır. Yani Yunus Aksu’nun oluşturduğu ve o öldükten sonra da Yusuf Aksu’nun savunduğu düşünce.
Kitabın başında Yusuf Aksu’nun annesine, babası hakkında sorular sorması ve annesinin de cevaplaması üzerine Yusuf, babasını zihninde canlandırır. Buradan da dilin yazıdan önce var olduğu çıkartılabilir. Ve Yusuf Aksu bu soruların sonucunda babasını zihninde canlandırmıştı. Ortada herhangi bir yazı yokken babasının nasıl biri olduğunu bilmişti. Yani burada yazı kullanmadan böyle bir şey olduysa, yazı olmadan da bir şeyler aktarılabilir. Yani burası da dilin daha önce var olduğunu gösterir.
Dilin yazıdan daha önce var olduğunun romandaki bir diğer kanıtı da Yusuf Aksu’nun katıldığı dilbilim günleridir. Yusuf Aksu dilbilim günlerinde bir çıkış yapar. Oraya gelenler Yusuf Aksu’nun üstüne yürürler ve ceplerindeki kağıtları alıp onlarda nelerin yazılı olduğunu bilmek isterler. Fakat kağıtları aldıklarında kağıtlarda hiçbir şeyin yazılı olmadığını görürler. Buradan da dilin yazıdan önce var olduğu çıkarılabilir.
Dilin Evrimi
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki; dil bir insanı değil, doğrudan doğruya bir milleti, topluluğu temsil eder. Bir insan bir dil ile bulunduğu milletteki bir insanla çok rahat anlaşır, kendi düşüncelerini, duygularını o millete aktarabilir o dille. Ve bunun böyle olmasında bazı durumlar söz konusudur. Bunlardan birisi uzlaşımsallıktır. Atalar, bir toplumu simgeler ve onların herhangi bir şeye verdikleri isimler o topluma aittir. Dolayısıyla bir toplumdaki bir birey, farklı bir dili kullanan bir topluma girdiği zaman doğrudan doğruya dilsiz durumuna düşer. Bunu şöyle açıklayabiliriz; Mesela Amerika’daki bir kuş ile Türkiye’deki bir kuşun dili aynıdır ve bu sayede iletişim rahatlıkla kurabilirler fakat Amerika’daki bir insan ile Türkiye’deki bir insan, zaman içinde dilleri değiştiğinden, farklı dillere sahip olduğundan anlaşamazlar. Kuşların dili en başından beri değişmemiştir. Yani bir insan ecnebi bir memlekete gittiğinde dilsiz durumuna düşer. Yunus Aksu, eskiden insanların tek bir dilinin olduğunu fakat daha sonradan insanlar konuşabilen tek canlı olmak istediklerinden dolayı farklı farklı diller ortaya çıktığını belirtmiştir. Ve bunun sonucunda da insanların artık kendi türdeşleriyle bir iletişim kuramadığını ileri sürer. Ve burada kuşları örnek gösterir.
Dilin Savurganca Kullanılması-Dilin Anlaşılamaması
Dilin belki de anlaşılırlığını en çok bozacak şey fazla kelime kullanımı yani dilin savurganca kullanımıdır. Çok fazla kelime kullanımı ve kelimelerin farklı yerlerde kullanımı, insanların iletişimine zarar verir ve birbirleriyle anlaşamamazlık durumu ve olmayan şeyleri sanki öyleymiş gibi bir durum ortaya çıkarır. Romanda bu duruma örnek Yusuf Aksu ile Sezen Aksu’nun akraba olup olmadıklarını sormasıyla örneklendirilebilir. Yusuf Aksu da kendisine Sezen Aksu ile akrabalık durumunu soranlara, aralarında herhangi bir akrabalık bağının olmadığını, fazla kelimelerin her şeyi birbirine karıştırdığını söyleyerek cevap verir. Ve Yusuf Aksu’ya göre dilin savurganca kullanımının başka bir sonucu kutsal kitap İncil’in 5 tane nüshasının olmasını da örnek gösterir.
Dilin anlaşılmasında zorlanılan diğer durumlardan birisi ise şiveler ve lehçelerdir. Fakat Lehçeler şivelere göre daha zor anlaşılırlardır. Aynı milletin farklı lehçeleri vardır. Örnek vermek gerekirse Türkçe’nin birçok farklı lehçesi vardır.
Dildeki Kelime Sayısının Çoğalmasının Sonuçları
Dildeki kelimelerin sayısı ancak anlam karmaşasına sebep olmaktadır. Yusuf Aksu’nun Bayram Beyaz’a elma verecekken elmalara “o”, “bu”, “şu” gibi isimler takıp hangi elmayı istediğini öğrenememesi) gibi olaylar örnek gösterilebilir. Yunus Aksu’nun Mersinli Canan ile olan ilişkisinde Yunus hem çok konuştuğundan ve bunun sonucunda da kekelemesinden dolayı Canan çevresindeki kişilerin diline düşmek istemez. Bu yüzden Canan Yunus’un konuşmalarını kısa tutmasını söyler. Bir süre ayrılmaları ve Yunus’un intihar etmesi insan dilinin oluşturduğu kötü bir sonuç olarak örnek gösterilebilir.
Yalan…
Kelime sayısının gün geçtikçe artmasının ortaya çıkarttığı bir diğer sorun ise kelimelerin farklı yerlerde ve farklı anlamlarda kullanılmasıdır. Bunun sonucunda da ortaya “Yalan” çıkmıştır. Ve yalan konuşmanın insanoğlunun atalarından yeğenlerine kadar her kuşakta konuşulduğu savunulur. Bunun da örneği Yusuf Aksu’nun Yunus Aksu’nun düşünceleri sayesinde ün kazanmasıdır. Yazının dilden önce var olduğu teorisi aslında Yusuf Aksu’nun değil Yunus Aksu’nun düşüncesidir.
Romanın sonlarında da gerçeğe nasıl dönüleceğini sorgular. Daha sonra Cemile Hanım kitapların arasında bir fotoğraf bulmuştur ve Yusuf Aksu o fotoğrafın Yunus’un fotoğrafı olduğunu söyleyememiştir. Ve burada Yusuf Aksu’nun kimliği konusunda bile yalana düştüğü ortadadır.
Kitapta Savunulan Temel Argüman
İnsanlık tarihinden yazı dilden önce bulunmuştur ve insanın yeryüzünde konuşabilen tek canlı olmayı amaçladığından dolayı uzlaşımsallık sonucu her bir varlığa bir isim takılması gibi gereksiz sözcük kullanımları, insanların milyonlara milyonlar katması ve sonucu ortaya çıkan kelime savurganlığı ve daha sonrasında bu kelimelerin farklı anlamlarda veya yanlış kullanımlar sonucu “Yalanın” ortaya çıkması sonucu ortaya çıkan dillerin, gereksiz sözcüklerin, isimlendirmelerin insanlık için bir tehlikedir. Yalanın ortaya çıkması sonucu oluşan yalandan ibaret bir dünya vardır.
