8 Ekim 2024

Taklidi – Tahkiki İman

Yazar: Betül ATEŞAR

Birçok kez duyduğumuz iki kavram; taklidi iman ve tahkiki iman.
Taklidi iman: Delillere dayanmadan çevrenin etkisiyle duyup iman etmemizdir.
Tahkiki iman: Delillere dayanarak, araştırarak öğrenerek iman etmek demektir.

Elhamdülillah yaşadığımız coğrafya itibariyle Müslüman bir ülkede doğduk, büyüdük, imanımız biz doğar doğmaz vardı ve çevrede gördüklerimizin de etkisiyle büyüdüğümüz, akil baliğ yaşa geldiğimizde de Müslüman bir şekilde serpildiğimiz bir yaşantımız oldu. Taklidi iman Müslüman olmak için elbette ki yeterli ancak yaşadığımız çağda birçok bidatler, sünnet-i seniyyeden uzak düşünceler ve farklı düşünce akımları türedi. Özellikle bazıları o kadar masumane duran ama insanı imani noktada uçuruma sürükleyen düşünce akımları ki… Biz neyin doğru, neyin yanlış olduğunu algılayıp bu tür akımlardan kendimizi ve neslimizi muhafaza edebilmek için imanımızı taklidi noktadan alıp tahkiki imana çıkarmalıyız. Bu da ancak ilimle mümkün olur. Kur’an ile hemhal olarak, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hayatını öğrenerek, ehl-i sünnet hocaların eserlerini hayatımıza tatbik ederek gerçekleşecek bir olaydır. İnandığımız, iman ettiğimiz Rabbimizi tüm sıfatları ile bilmeliyiz; kudretini, gücünün büyüklüğünü öğrenmeliyiz. Bizlere rahmetini, merhametini, bizden istediği kulluğu, yaratılışımızı ve bundaki hikmetleri hakkıyla öğrenmeliyiz ki kalbimizdeki iman pekişsin. Peygamber efendimizin hayatını, gün içinde ne yapar, nasıl hareket eder, ashabı ile ilişkisi nasıldı, bizi görmeden dahi bizlere nasıl bir muhabbet duydu bilmeliyiz ki Peygamber efendimize karşı kalbimiz muhabbeti ile dolsun.

Peygamber efendimiz nasıl biriydi, nasıl bu kadar kısa sürede dönemin ahlaki noktada çöküş yaşadığı, kızların diri diri gömülecek kadar cahilliğin kol gezdiği cahiliye döneminden Hz. Ebu Bekirler, Hz.Ömerler, Hz. Aliler, Hz. Aişeler ve hepsi birbirinden parlak yıldız gibi parlayan Ashabını bizlere bıraktı ve Medine’yi ahlakıyla, yaşantısıyla, imanıyla medeniyetin en üst noktasına, zirveye çıkardı. Ashab-ı Kiram’ın yaşantısı nasıldı, nasıl sindire sindire imanlarını pekiştirdiler, İslam’da öncü ve önder haline geldiler. Dinimizin güzelliği, yüceliği bunların hepsini bilmeli öğrenmeliyiz ki bidat ehline kapılmayalım, sırat-ı müstakimden ayrılmayalım. Ve biri karşımıza geçip inançlarımıza ters düşen şeylerden bahsettiğinde inançlarımızı sorgulamak yerine, inandığımız dinin güzelliğini, gerçeklerini anlatarak tebliğde bulunalım. Bu da ancak ilimle, okuyarak, öğrenmekle mümkün. Zannediyoruz ki ilim sadece din adamlarının, ilim adamlarının vazifesi. Oysa bizim Rabbimizden gelen ilk ayetimiz “Yaradan Rabbinin adıyla oku.” (Alak Suresi/ 1. Ayet) değil miydi?

Rabbim hepimizin imanını taklidi imandan, tahkiki imana taşıyabilmeyi nasip eylesin. Bugünün sorusu da bu olsun, “Sahi 24 saatimizin kaçını ilim yolunda sarf ettik?”