Mânâdan Ayrılan Madde
“Sesimiz olamıyorsanız bile en azından çocuklarımızı vuran kurşuna bir kuruş bile vermeyin.”
Evren 25 fareler, evren 26 tüm insanlık. Distopya kitapları okumaya, filmleri izlemeye gerek yok; işte burada, tam içindeyiz. Bugün savaşta olmayan tüm çocuklar kendi hayatlarını kurabilmeleri için yetiştiriliyor, sosyal medyada özendirilen o sükseli hayatlar hayal ediliyor. Para kazanmak istiyoruz çünkü evimiz, arabamız, tatile gidebileceğimiz bir yazlığımız, güzel eşyalarımız, her gün bir farklısını takabileceğimiz aksesuarlarımız olmalı. Ancak böyle zerre katkımızın olmadığı toplum tarafından kabullenebiliriz. Bize bakıldığında özenilsin istiyoruz, öyle değil mi? Şaşaalı düğünlerle evleniyoruz bu yüzden. Evimizi süslüyoruz ki gelen imrensin. İmrenilmek de değil aslında, kıskanılmak istiyoruz. Bir diğerini düşünenimiz kalmadı. Misal, artık kimse siftahı attıktan sonra diğer dükkâna yönlendirmez müşteriyi. Feci bir rekabet içinde ezildikçe eziliyoruz. Meslek seçimlerimiz daha çok para kazanma ve unvan üzerine. Sinir sistemimiz sürekli güvensiz bir “Savaş ya da kaç!” modunda. Saçlarımız permalı, tırnaklarımız ojeli, yüzümüz boyalı; omuzlarımız geniş, takım elbiselerimiz jilet gibi. Bu bize güzel gösterilen hayat. Savaşı dışına değil, tam içine koyan; ışıltılı görünmeni sağlayan ama asla tatmin etmeyen o hayat. Her şeyi sayılarla ölçen ve aldanmaya sebep olan, kendi hayatına odaklanmaktan başkasına kör eden, hep daha fazlasını istettiren ve nihayetinde müthiş derecede büyük ve bomboş bir enkaza düşüren.
Bazen durup düşünüyorsun sana verilen teçhizatları. Sadece magazin izlemek, farla biraz güzelleştirmek, borsaya bakmak, dizi/film izlemek ya da ne bileyim işte, amaçsızca ders çalışmak için verilmemiştir gözlerin. Sadece güzel kıyafetler, evler, arabalar sunmak için değildir bedenin. Maddeden ibaret değilsindir belki. Öyle olsa tatmin etmez miydi bunca şey seni? Uyanacak oluyorsun, çabalıyorsun ama gözlerine bir ağırlık çöküyor ki aman Allah’ım! Gördüğün yüzlerce beden, amaçsızca yaşanan ve sadece kendisine odaklanan o hayatlar.. Çok derinde bir eksiklik var. Farkındasın ama örtmeye çalışıyorsun.
Baktığın her medya sana uyuşturucu hükmünde içerikler sunuyor. Bunu yönetecek özgürlüğe gelmediğin müddetçe vasıfsız ünlülerin gereksiz hayatlarından kafanı çevirip de o hayatların neden gözüne sokulduğunu anlayamayacaksın. Dünya yanıyor. Dünya cayır cayır yanıyor. Ve tek odağın olan hayatındaki ucuz zevklerin için harcadığın her kuruşla payın var bu yangında. Benzin dökenlerden biri de sensin habersiz olduğun o yangına.
Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker yok artık, linç kültürü var. Bugün sokakta gençleri uyarabilen büyüklerimiz kalmadı. Doğru yol için çabalayan insanlar tüccarlıkla yaftalanıyor. Fıtrata aykırı olmaları hasebiyle eleştirdiğin şeyler azınlık hakkı başlığıyla linçlenmene sebep oluyor. Kişisel mevzularda aşırı hassas, toplumsal mevzularda aşırı bencil bir kitle var. Kullandığın her kelimede duyar kasarken diyette olan bedenlerine şekersiz kola ilave ediyorlar. Ezbere konuşulan sloganik varyasyonlara sahip onlarca kök sorun var. Umursandığı zannı verilerek üstü örtülüyor. Doğru ya, bir şeyi saklamanın en kolay yolu göz önüne sermektir, değil mi? Kafanı kaldırdığında önemsediğini sandığın olayları bile sana onlar veriyor. Gerçekten umursadığın kaç şey var? Ağaçların kesilmesine duyar kasanların kaçı kâğıdı, kartonu geri dönüşüme veriyor, israftan kaçınıyor? Çevre duyarı yapanın kaçı toplu taşıma kullanıp plastikleri ayırıyor? Kadın haklarını savunanların kaçı kadın fıtratının farkında ve buna göre davranıyor? Mesela kahve içmeden uyanamaz mısın sahiden? Sinefil, bibliyofil, bilmem ne fil gibi etiketler neden var? Kendini ait hissedeceğin bir toplum, ifade edeceğin çeşitli özellikler ihtiyacın tabii fakat bunun sınırlarını kim çiziyor? Nelerle akla gelmek istiyorsun? Ortamda kültürlü görünmek için mi okuyorsun, yoksa sahici bir niyetin mi var? Neden üzülmek istemiyorsun? Hep mutlu olmak amacı sahte ve varlığı itibariyle seni üzüntüye, hayal kırıklığına ve depresyona itenin ta kendisi değil mi?
Elinden alınan hakikatlere ulaşabilme yetin yerine çakma oyuncaklar veriliyor. Bir başkasının elinde oyuncak gibi evirip çevirdiği imitasyon bir fiilsin. Fail olma zamanın gelmedi mi?
“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttaki olanlar için şüphesiz ki âhiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (En’am/32)
