Utangaç Işıklar
Bizler utangaç ışıklarız. Yanmak istediğimizde arkamızda bize seslenen pek olmuyor. Erkeklerin aldığı tavırlarda uyum süreci kolay geçiyor. Yetişkin bir abiyle veya yaşlı bir amcayla, bir gençle yan yana oturduğumuzda isimlerimizi bile birbirimize sormadan uzunca sohbetler yapabiliyoruz çünkü bizim bir uyum ortamına ihtiyacımız yok. Uyumu yaratan, onu şekillendiren kadınlardır. Bence hayatı biraz daha anlamlı ve özgür kılan da bu. Bizler ne kadar basit olsak da insan doğası gereği ister kadın ister erkeklerde farklı özellikler bulunabiliyor. Kimisi, kadınları bağrına çok iyi basar kimisi düşüncelerini ifade edemez, yazılar ile verir; kimisi popüler kültürün altında kalmaktan zevk alır ve hoş görür. Kimisi de oyunlar oynar, farklı aktiviteler yapar, doğayı sever, çalışmayı sever. Daha çok örnek var… Ben de hep merak etmişimdir kadınların ortamı nasıl bu kadar özgürleştirdiğini ve en azından bizlere nasıl bu kadar değerli parçalar bıraktıklarını. Biz erkekler; toplumdaki yeri hep güçlü olan, düşse bile asla yardım almadan kendisinin kalkması gereken bir varlık olarak görülüyoruz. Bir kadın yere düşerse yine de bir şekilde destek alır ve kalkar. İstisnadır ki herkese aynı şekilde bu verilmemiştir.
Erkeklerin, toplumun dayattığı normlara nasıl bu şekilde uyum sağladığı aslında biraz da anlaşılmak ve hayatın dayattığı gerçeklerden kaçmaktandır. Erkeklerin özellikle bilgisayar oyunları oynama sebepleri bu: Çünkü bilgisayar oyunları, hayatın dayattığı normlar ve baskıyı unutturan, en azından -bir oyun olduğu için- kaybedilse bile yeniden ayağa kaldıran destekçi bir yapıdadır. Ama gerçeğe dönünce bu şekilde olmuyor. Sürekli ayakta kalma çabasındayız ve bazen o kadar sevgi dışı bırakılıyoruz ki her kanattan karşılaştırılıyoruz başka kişilerle. Evet, doğa gereği güçlü olan erkektir ve kalkmasını da bilmeli fakat bunu başaramadığında da yere atılmamalıdır. Öyle bir karşılaştırmalarla karşı karşıya kalıyoruz ki sanki bir satranç tahtasında oyunu kazanmaya çalışıyoruz. Kimi erkekler burada piyon kimisi at, vezir, şah… Giden her hamlede, birbirimizin yerini aldığımız o karelerde yarışıyor ve yenmeye çalışıyoruz. Ayakta kalmaya çabalıyoruz. Yine söylüyorum ki doğa gereği güçlü olan erkektir ve kalkmasını da bilmeli fakat başaramadığında yere atılmamalıdır. Atıldığı için sürekli bunu söylemekten korkup bunu daha da derine atarak o şekilde kendimizi yaşamaya çalışıyor buluyoruz. Sadece oyun değil kimisi bu normlara karşı isyancıdır ve bu isyanı yanlış dayatanlar da var. Bu isyanı kadınlara, topluma yansıtıyorlar ve bu kabul edilemez bir şey. Biz erkeklerin içinde yaşam edinmiş birkaç söz bulunuyor. Kadınların da öyle tabii ki fakat bizler basit olduğumuzdan anlatılan sözlerin derinliği bizde karmakarışık oluyor. Bir vakit çok derinde oluyor, bir vakit çok da etkilemiyor. Bazı erkekler duygusaldır veya bazısı duygusuzdur. Bu, içlerindeki boşluğu doldurma şeklidir ve en azından cesaret veriyorsa cesaret alır, ilham veriyorsa ilham alır; değerli bir anlam veriyorsa anlamlandırır, birini seviyorsa içindeki sözü ve sevgiyi yaşatır.
Kadınlar, dokunduğu elleri çok değerli yapıyor. Biz erkekleri de birbirimizden belki de ayıran budur. Kadınların karşısında güçsüz gözükmemek, onu desteklemek ve onu yaşatmak hep amaç olmuştur. Tüm yüzyıllar böyle geçmiştir. Erkekler savaşır, olmadığı yerde de kadın savaşır. Bu mücadeledir. Aynı zamanda erkekler savaşır ki kadınlar ve çocuklar yaşasın, biz ölsek de onların mutluluğunu görmek zaten erkeklerin amacını tamamlayan bir parça. Kadınlar, anlatılamaz. Basit sanılan bir cümleden tonlarca anlam çıkarabilirler. Öyle ki dıştan olduğu kadar kalpleri de bir o kadar anlatılamaz, muhteşemdir. Bu, dünyadaki tüm kadınlar için değil fakat en azından bu kadınlar genellikle var. Mesela, kadınların birbirleri arasındaki ilişkileri nasıl, çok merak ediyorum çünkü bir sözden tonlarca anlam çıkarabiliyorlarken birbirlerinde nasıl bir iletişim oluşuyor merak ediyorum. Ya da erkekleri bu normlar altında nasıl bir varlık olarak görüyorlar? Hep merakım olmuştur. Bazen bizi koruyucu, bazen yol bulucu görebiliyorlar. Belki de anlamlandırılması, yakılması gereken bir ışık?.. O yüzdendir ki nasıl dokunulduysa, bir erkeği o yönde değiştiren de kadınlardır. Kimisi bir erkeğe ilhamken kimisi de bir erkeğin yaşama amacı… Yalnızca erkekler değil, kadınlar da kaybolabiliyorlar. Güvenecekleri bir dal ve bu yaş fark etmeksizin yalnızlıktan da öte bir ihtiyaç. Öyle ki kadınlar güzeli düşünse de erkekte kadını düşünür çünkü güzel olan o’dur. Öyle bir kaybolmak olur ki bu “Ellerimiz donarken soğuk su bize sıcak hissettirir…” Çünkü güvendiğimiz dal olmayınca veya çaresizsek bize aslında soğuk olan ama dışarıdan bunu göstermeyen kişilerin yaptıkları bize sıcak gelecek. Oysa hiçbir şekilde sizi düşünmemişlerdir.
Bir an öyle olur ki erkek ve kadın ister beraber ister ayrı ister aynı cins bir kişi, bir an gelir ve hayatına güzel şeyler katar ve bazı gerçekleri fark ettirir, öğrenirsin. En iyi arkadaş denilen kavram da bu. Olmadık yerden gelir ve kalpten bir daha çıkmaz. Bir yerlerde düşmemek için çabalarken, ruhumuz çoktan bir dost eline hasret kalmış olabiliyoruz çünkü değil kadın, erkeğin bile o hasreti çektiğini göremeyebiliyoruz. Kadınlar, en iyi arkadaşta seçici olurlar ve bunu içten seçerler. Erkekler için en iyi arkadaş genellikle erkekler olmaz. Ne kadar bu böyle düşünülse de öyle zannetsek bile öyle değil. Emin olunsun ki hangi cins olursa olsun sonuçta bu ırk bir insan ırkı ve duyguları olan, aklı olan bir ırk. Nasıl kadınlar erkeklere göre daha duygusal olsa da bir şeylere katlanmada da erkekler kadınlara göre daha iyi bunu kendimden biliyorum.
Bahsetmek istediğim bir konu da şu ki en çok bağıranların değil, kalabalık sessiz kaldığında hâlâ yanında duranların kıymetli olduğu anlaşılıyor. Etrafımızda kadın – erkek fark etmeden etrafımızda göremediğimiz bizim için çabalayan o kadar insan varken bunun kıymetini bilmek ve sadece o anlığına iyi hissettiren insanlardan uzak durmak gerekir. Kadın ve erkeğin birbirini anlamadaki en büyük zorluk da budur. Biri gelir, diğeri gider. Erkek ne kadar kadına kıyasla aynı duyguyu taşımasa da erkeklerin fıtratından gelen o korumacılık bazen kadınları ister istemez sıkıyor. Belki de hayat, birbirimize yalnızca omuz vermek için var olduğumuz uzun bir yürüyüştür.
Kadınlar ve erkekler, kendi doğalarının incelikleriyle birbirlerinin eksik yanlarını tamamlarlar.
Kimimiz bir cümleyle iyileşir, kimimiz bir sessiz destekle yeniden ayağa kalkarız.
Çünkü önemli olan kim olduğumuz değil birbirimize ne hissettirdiğimizdir.
Hayat, adını koyamadığımız anlarda güç bulduğumuz, sessizce yanımızda duran insanlarla güzelleşir.
Ve bazen bir dost, bazen bir yabancı, bazen de hiç beklemediğimiz biri bize yeniden umut verir.
İşte o zaman anlarız: Güçlü olmak yalnız ayağa kalkmakla değil, doğru zamanda bir elde durmayı seçmekle mümkündür.
Yüzyılımız bundan çok zıt bir konumda öyle bir şekil almış ki bitmek bilmeyen karşılaştırmalar, hor görmeler, bir kişiye değil bir sürü kişiye yaranmak için girdiğimiz tripler, kandırmacalar, doğru insan arayışı ve bu insanlar olduğu zaman bitirmeye çalışmak hayatımızda fark etmediğimiz bir durum. Aniden hayatımıza giren insanların bizlere dokunduğu o noktalar, bizimle uzun yıllar görüşen insanlardan daha fazla bize iyi gelmeye başladı. Bizler için iyi anlamda aniden beliren insanlar da var ama uzun bir süre fark edilmese de yine de yanınızda beliren insanları da fark etmek gerekir. Bir incelik, belki de bir mendil çok şey ifade edebilir. Bir gözyaşını silmeye, bir barışa bile işaret edebilir. Ne kadar toplum hatta aile içinde fiziksel özelliklerimiz küçümsense de hem erkek hem kadın olarak, yaşadığımız yüzyılda en azından utangaç ışıklar olarak bununla biraz daha gurur duymalıyız. Biz erkeklerin ortama kolay uyması, destekçi, güçlü ve çocukça – olgunca, anlayışlı, ilgili davranışlarımız kadınların içindeki boşluğu dolduracak özellikler ve aynı şekilde erkeğin de içindeki o boşluğu da kadınların güzelliği, merhameti, erkeğinin yanında çocuklaşması, ilgiyi ve dokunduğu eli güzel yapmasıyla doldurur. Yaşadığımız bu normlar ne kadar baskıcı, kadınların ve erkeklerin algısını bozsa da her insanın karşılarında ki insanı fark etmesi gerektiği, aynı cinsin birbiriyle değil karşı cinsle asıl uyumu yaşadığını, erkek ve kadının toplumdaki yeri ne olursa olsun, ne özellikleri olursa olsun yine de insan olduğu apaçık ortada. İnsan, ister kadın ister erkek olsun, en çok incelikte, en çok beklenmedik bir sıcaklıkta kendi ışığını bulur.
Bizler, utangaç ışıklar olarak, birbirimizin kalbinde yankı bulduğumuz sürece gerçek bir hayata adım atabiliriz. Gerçek bundan ibaret, kalple görmekte, duygularımızı ayırt etmede işlemekte…

Harika bir yazı olmuş. Bazı kadınlar duygularını açıkça ifade eder ve bazıları da gizli kalmayı tercih eder. Biz kadınlar çok güçlü varlıklarız ve sevdiğimiz adama Cenneti yaşatmak için harika bir şansız. “Şiir gibi kadınlar, kötü adamlara yar oldu, Şiir gibi adamlar da kötü kadınlara yar oldu. Şiir gibi kadınlar ve şiir gibi adamlar her zaman geç karşılaşırlar. Ama illa birbirlerini… Okumaya devam et »
çok teşekkür ederim. Bu sebepten dolayı, kadınları biz erkekler anlatamayız anlatılamayacak kadar da zariflerdir. 🙂